Görebildiğimiz kadarıyla Hazreti İbrahim, kendi inançlarını sağlamlaştırma çabasından başlayarak babasıyla, kavmiyle ve hatta Nemrut‘la mücadelesinde ağırlıklı olarak akli izah ve ikna yöntemine başvurmuştur. Bu yöntem, bazen kainatı hikmetle gözlemleme (En’âm,6/75-79), bazen sorularla düşündürme (Şuarâ, 26/69-82), bazen görsel deliller isteme ya da hazırlama (Bakara, 2/260; Enbiyâ, 21/56-66), bazen duygulara hitap etme (Meryem, 19/41-45), bazen de münazara ve cedel yoluyla (Bakara, 2/258) ortaya çıkmıştır. Yani Hazreti İbrahim, akla ve kalbe giden bütün yolları kullanmıştır.
…
Mücadelesinin sonunda kavmi onu ateşe attığında, âlemlerin Rabbi olan yüce Allah ateşe “ Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selamet ol” buyurmuş (Enbiyâ, 21/69)ve onu kurtarmıştır. Ardından Hazreti İbrahim yaşadığı şehri terk etmiştir. Olayların bu aşamasını anlatan ayetler, onun ahlakının nasıl bir yüceliğe ulaştığını gösterir. Kimseyle kavga etmeden, kimseye küsmeden, alınganlık ve kişiselleştirme gibi çocukça davranışlara girmeden; tam aksine, babasına ve kavmine esenlik dileyerek, onlar için dua ederek oradan ayrıldığını görürüz (Meryem, 19/47-48; Şuarâ, 26/75-89; Saffât, 37/98-99). İşte Kur’an‘ın Hazreti İbrahim ile ortaya koyduğu insan modeli; dönüştürmek için bütün yolları deneyen, başaramadığında ise ne dönüşen olma rahatlığını seçen ne de kurban rolüne sığınan; aksine her koşulda sağlam bir karakter sergileyen örnek insandır.