Kitap tamamıyla bir varoluş mücadelesini anlatıyor.
Başlarda benlik saygısı düşük bir birey görüyoruz. Ulaşmak istediği bir amaç var. Tüm hayatı bu amaç üzerine kurgulanmış adeta. İşçi ve burjuva sınıfı çatışmasını çok net görüyoruz. Martin o burjuva sınıfına ait olmaya çalışırken günde 4-5 saat uyku, çamaşırhane ve bol bol okuma döngüsüne giriyor. Burjuva sınıfının akıllı ve güzel kızı Ruth’u bir nevi Martin’i bambaşka bir bireye dönüştürüyor. Ama bunu yaparken kendine iyilik mi yapıyor kötülük mü orası biraz tartışmalı. Çünkü Martin’in sonunda dönüştüğü kişilik öyle bir kişilik oluyor ki, aslında Ruth’u sevmediğini, onun ait olduğunu sınıfı iadealize ettiğini ve hayalindeki Ruth’u kavuşmak istediğini anlıyor. Martin fakirken, kaba ve sefil bir hayat sürerken okumalarıyla kendini çokça şekillendirip ait olduğu mahalleden ve kızkardeşlerinden uzaklaşıyor. Ruth ile nişanlanıyor. Ama iş aramama çabası, sürekli dergilere gönderdiği ve ret alan yazılarına rağmen yazmaya devam etmesi ve, burjuva kayınpeder ile arkadaşlarıyla yaptığı tartışmalar Ruth’u kendisinden ayrılmasına neden oluyor. Sonra birden Martin’in hiç hevesi kalmamışken bütün dergilerden yazılarına yanıtlar ve yüksek ücretler gelmeye başlıyor. Hayaline kavuşuyor. Tabi bu hayale kavuşan Martin’in tekrar Ruth’a gitmesi, yeni bir hayat kurması gibi beklentilere giriyor olabilirsiniz ama hayır o onurlu bir genç. Eskiden ona sırtını dönen hiç kimseye inanmıyor ama onlara sırt da çevirmiyor, affediyor. Daha doğrusu umurunda bile olmuyor onlar. Ruth da buna dahil.. Sosyalist olmadığını ve bireyselci olduğunu, Nietzche zihniyetinden olduğunu söylese de aslında bir yandan da sosyalist bir karakteri var bence. Zengin olduktan sonra kendine hiçbir yatırım yapmıyor. Ablasına, kızkardeşine hayatlarını kurtaracak yatırım,