Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ne fasık ne de mücahir (günahı açıktan işleyen) kimse için söylenen gıybet sayılmaz. Mücahir olan hariç, bütün ümmetim affa mazhar olmuştur." [Rezin ilavesidir. Buhari'de ikinci kısım mevcuttur. Edeb, 60] Kitap:Kütüb-i Sitte Bölüm:GIYBET VE NEMİME BÖLÜMÜ Konu:Gıybet Ve Nemime (Söz Taşıma) Hakkında Kayıt No:4315 Kaynak:Müslim, Zühd 52, (2990) Ravi (r.a.):Cabir
Sayfa 317·Kitabı okudu
Alıntı
1969'da okulu terk etti. Biriktirdiği parayla Kansas City'nin Charlotte Sokağı'ndaki 4315 kapı numaralı evi satın aldı. Birçok kişiye mezar olacak o melun evi.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sükût hikmettir, fakat işleyen azdır, yani susan azdır! (M. Vehbi, 11/4315)
Sayfa 127 - bahar yayınları·Kitabı okudu
Behz b. Hakim'den, onun babasından onun da dedesinden naklettiğine göre Resulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Nasıl ki sabır otu balı bozuyorsa öfke de imanı bozar." (Burada gereksiz yere olan veya gerektiği yerde olup da gerektiğinden çok ve şiddetli olan öfke kastedilmiştir ki, buna tehevvür denilir.) Deylemi, Firdevsü'l-Ahbâr, nr. 4315; Beyhaki, Şuabü'-İmân, nr. 8294: Ali el-Müttaki, Kenzü'l-Ummâl, nr. 5863.
Sayfa 211·Kitabı okuyor
Din
Allah'ın Şerefli Nebisi Davud (a.s.) zırh yapıyorlardı. Hz. Lokman ise: "Ey Allah'ın Elçisi, bunu niçin yapıyorsun?" diye bir kerecik sormamışlardı. Zırhı bitirip üzerine giyince de: "Ya Nebiyallah!" dedi; "Ne güzel harp elbisesi yaptınız!" Bunun üzerine Hazreti Davud buyurdular ki: "Sükut hikmettir, fakat işleyen azdır, yani susan azdır!" (M. Vehbi, 11/4315)
Sayfa 127·Kitabı okudu
1000Kitap
Allah"tan aldıkları ilâhî mesajları insanlara ulaştırmak üzere seçilmiş kutlu kişilerdir nebîler ve resûller. “Nebî”, haber getiren,(11) “resûl” ise elçilik yapan (12) anlamına gelmektedir. Bu özel göreve seçilenlerin yaptığı, Yüce Yaratıcı"nın haber verilmesi gereken buyruklarını insanlığa elçilik yoluyla iletmek, onlara ilâhî vahyi bildirmek ve ulaştırmaktır. Sadece seçilmiş insanların yüklenebileceği bu zor görevi üstlenenler için dilimizde genellikle Farsça kökenli “peygamber” kelimesi kullanılır ki, bu da nebî gibi “haber getiren” demektir.(13) Peygamberlik, Rabbimizden hidayet getiren bir hediye, karşılığı verilemeyen ve bedeli ölçülemeyen bir ihsandır. Her ümmete bir peygamber (resûl) gönderilmiş (14) ve her millet için mutlaka bir uyarıcı gelmiştir. (15) Ancak Kur"an, peygamberlerden bir kısmını anlatmış, bir kısmını ise anlatmamıştır. (16) Kur"an"da geçen peygamberler bahsedilmeyenlere oranla hayli azdır. Ebû Zer el-Ğıfârî"nin sorduğu bir soruya cevap olarak Allah"ın Elçisi, üç yüz on beşi resûl, yüz yirmi dört bin nebînin gönderildiğini bildirmiştir.(17) Kur"an"da adı geçen peygamberler şunlardır: Âdem, İdris, Nuh, Hud, Salih, Lût, İbrâhim, İsmâil, İshak, Yakub, Yusuf, Şuayb, Harun, Musa, Dâvûd, Süleyman, Eyyub, Zülkifl, Yunus, İlyas, Elyesa", Zekeriyyâ, Yahyâ, İsa, Muhammed. Kur"an"da adları geçtiği hâlde Lokman, Üzeyir ve Zülkarneyn"in ise peygamber olup olmadıkları ihtilâflıdır. Yüce Allah, Kur"ân-ı Kerîm"de müminlerin peygamberler arasında fark gözetmediklerini bildirerek,(18) gönderiliş sebepleri, görevleri ve getirdikleri ilâhî bildiri açısından peygamberlerin aynı noktada buluştuğuna işaret etmiştir. Diğer taraftan bazı peygamberleri, bazısına üstün kıldığını ifade buyurarak, “O peygamberlerin bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Allah onlardan bir