Çok tanıdık,çok bildik,sıcak ve samimi 80'ler çocukluğunu hatırlatan bir roman İncirlik Yazı. Hem darbe sonrası yaşananlar hem toplumsal değişim ve dönüşüm,80'ler yabancı pop,sinema dünyası, moda anlayışı o kadar tanıdıktı ki çocukluğumu okuyor gibi oldum. Tek farkla benim çocukluğum İzmir'de, Belgi'nin çocukluğu Adana'da geçti.
Hikâyeyi 11 yaşındaki Belgi’nin anlatımıyla dinliyoruz. Konu geriye dönüşlerle anlatılıyor. Önce 1995'te başlayan roman ,1966'ya oradan 1983'e atlıyor.
Bir çocuğun dünyayı anlama çabası, büyüklerin dünyasındaki sessizlikleri ve sırları anlamlandırma gayreti romana samimi bir ton katıyor. Belgi’nin meraklı gözlemleri sayesinde, 1980 darbesinin ardından gelen o ağır suskunluk dönemini ve insanların kendi kabuklarına çekilişini daha derinden hissediyoruz.
Adana'nın üstüne çöken ve pek dillendirilmeyen İncirlik Üssü'nü de Belgi'nin gözünden okuyoruz. Converseler,İmpalalar,boşboşçular, Levis 501'ler...
Yazıcıoğlu, üssün yerli halk üzerindeki psikolojik ve kültürel etkisini çok zarif bir dille işliyor.
Politik bir arka planı olan ama bunu 11 yaşındaki saf bir kız çocuğunun gözünden anlatan roman 'unutmak ve hatırlamak" temasını sorguluyor.