Ahmet Arslan
"Zenginlikle doğruluk öyle şeylerdir ki ikisini bir teraziye koydun mu kefelerin biri hep aşağı iner, öteki yukarı çıkar." Dolayısıyla "bir devlette zenginlik ve zenginler baş tacı olunca, doğruluğun ve doğru insanların şerefi azalır" (Devlet, 550 e).
Felsefe
Osmanlı'nın, iktisadî, siyasî ve askeri kayıpları
Osmanlı İmparatorluğu'nun, seferberlik ilan ettiği anda 22.000.000 insanı, 1.700.000 km toprağı vardı. Milli burjuvazi, tarihinde ilk kez kurulmaya çalışılıyor ve sanayi hamlelerine ça­balanıyordu. 2.850.000 insan cephelere gönderilmişti, savaş ekonomisi başladığında üretimden tüketime dönen bu potansi­yel ekonomik tüm dengeleri sarstı. Ülke zaten zor durumda idi. Almanya bizi savaşa sokarken verdiği 86,8 milyon lira yardımı borç hanesine yazdırmıştı. Osmanlı Avusturya'dan 14,5 ve sür­mekte olan Anadolu-Bağdat Demiryolu Hattı hesabı avansından 1 ,1 milyon lira borç aldı. Toplam alınan borçla birlikte savaş bütçesi için 203,7 milyonluk bir pay ayrıldı. Dengesiz olan piyasa bir anda sarsıldı, enflasyon hızı %300'e ulaştığında daha sava­şın ilk yılı idi. Bu dengesiz yapı karaborsanın önünü açtı, öyle ki piyasa değeri 35 kuruş olan et bu süreçte bir anda 200 kuruş, yumurta tanesi 0,5 kuruştan 8 kuruşa ve şekerin okkası 3 kuruş­tan 300 kuruşa yükseldi. Siviller için bunlar yaşanırken cephelerden alınan sayılar da çok kötü idi. Askere alınan 2.850.000 kişinin 550.000'i şehit düştü. 891 .000 kişi yaralanarak sakat kaldı. 240.000 kişi hastalık sonucu hayatını kaybetti. 103.701 kayıp ve 129.000 esir verildi. Toparlayacak olursak savaştan geri dönen kişi sayısı 936.299 kişi idi. Bundan önceki savaşları da ekieyecek olursak Anadolu, bit­miş bir haldeydi ve yaralarını saramayacak kadar yorgundu.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Devletin her türlü meşakkatine katlanan Türk ırkının çocukları, asırlar boyunca 3 kıtadaki sonsuz cephelerde kırılarak, çiftini çubuğunu terk etmek, dükkânını tezgâhını kapatmak zorunda kalırken, askerlik yapmak gibi bir mükellefiyetleri olmayan gayrimüslim unsurlar bir bakıma onların haklarını gasp ediyor veya servetlerine el koyuyorlardı. Bu durum giderek ticaretin ve sanayinin eldeğiştirmesine sebep oldu. Birkaç örnek vermek gerekirse, Artin Bezciyan, 1768'de Kars'tan İstanbul'a geldiğinde belki de ayağında don yoktu. Kısa bir zaman sonra ipek ticaretinden büyük paralar kazanıp, memleketin ticarî hayatında söz sahibi oldu. Ali Paşa'nın sarrafı olması sayesinde Türkiye'nin en zengin adamları arasına giren Köçeoğlu Agop, Sultan Abdülaziz'in devrilmesi için Murat Efendi'ye yüksek faizle borç para vermiş, böylece servetine servet kattığı gibi, siyasî entrikalara da en üst düzeyde karışmaya başlamıştı. Senekerim Manukyan, demir tüccarları Asador ile Anzavur da dönemin en zenginleri arasındaydılar. Şirket-i Hayriye'nin ve Osmanlı Bankasının pekçok ortağı Ermeniydi. Bu zenginlik yalnız İstanbul'a özgü bir durum değildi. Ermeniler bulundukları her yörede en zenginler arasındaydılar. Rus Generali Mayevski, Van-Bitlis İstatistiği adlı eserinde, Ermenilerin bölgenin en varlıklı tabakasını teşkil ettiklerini yazar. Giderek her bölgede Türklerden daha zengin duruma gelen Ermeniler, nüfusu 10 binin üzerinde olan şehirlerde ticareti ellerine geçirmişlerdi. Marcel Leart, Osmanlı Ermenilerinin zenginliğini anlatırken bâzı rakamlar vermektedir. Bu rakamlara göre Anadolu'daki 166 ithalatçının 141'i Ermeni, 12'si çeşitli uyruklu ve sadece 13'ü Türk'tür! 9.800 dükkân sahibi ve zanaatkarın 6.800'i Ermeni, 2.550'si Türk, 150 ihracatçının 127'si Ermeni, 20'si Türk, 37 bankacının 32'si
Sayfa 50 - Bilgeoğuz Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
9 Haziran 1921'de Yunan kruvazörü Kılkış, TBMM hükumetinin başlıca ikmal limanı olan İnebolu'yu bombalar. Bu olaydan sonra T.B.M.M hükumeti, her an bir Yunan çıkarması ihtimaline karşı bütün Karadeniz kıyılarını 12 Hazirandan itibaren harp sahası ilan eder. Ancak alınan bu karar Karadeniz'deki Yunan donanmasının yeni olaylara sebep olmasını önleyemez. Nihayet Pontusçu çetelerle baş edemeyen TBMM İcra Vekilleri Heyeti Samsun'a yapılacak bir Yunan çıkarması ihtimaline karşı 15-50 yaş arasında eli silah tutan Rumların bölge dışına çıkarılmalarına karar verir. Bu karar gereği 1921 Kasım ayı sonuna kadar Samsundan 27 bin 955, Amasya'dan 14 bin, Sivas'tan 1448, Ordu'dan 4 bin 910, Tokat'tan 1000, Çorumdan 571, Sinop'tan 550, Giresundan 8 bin 500 olmak üzere toplam 63 bin 844 Rum başka bölgelere büyük bir titizlikle sevk edilir.241 Nitekim İnebolu'nun bombalanmasından bir yıl sonra Yunan Donanması Kumandanı Amerikan torpidosu kumandanı vasıtasıyla Samsun Mutasarrıflığına verdiği ültimatomla şehri bombalayacağını bildirir. Mutasarrıf Faik Bey, şehrin gayrı müstahkem bir yer olduğunu ve hukuken bombardıman edilemeyeceğini bildirmesine rağmen, Samsun 7 Haziran 1922'de bombalanır. Açık ve savunmasız bir şehrin uluslararası hukuka aykırı bir şekilde Yunan saldırısına uğraması İstanbul ve Ankara hükumetleri tarafından protesto edilmiştir. İtilaf Devletleri de Yunanistan' a verdikleri notada, barış görüşmelerinin söz konusu olduğu bir sırada yapılan bombardımanların iyi sonuçlar vermeyeceğini hatırlatarak bu gibi hareketlere izin vermeyeceklerini bildirirler. Tabii ki, Türk tarafı bu durumu ikiyüzlü bir siyaset olarak değerlendirmiştir. Yunanlıların Karadeniz'e yakında bir çıkarma yapacağına inanan Pontusçu Rumlar, T.B.M.M hükumetine karşı ayaklanarak dağlara çekilirler.
Sayfa 212·Kitabı okudu
28 Ağustos.
28 Ağustos, pazartesi... Yunan cephesi yarılmıştı. Süvarilerimiz arkalarına sarkıyor, telgraf hatlarını kesiyordu. Tümenlerinin birbirleriyle iletişimi kopmuştu. Sad harekatının sürpriz hamlesi, süvari kolordumuzdu. "ص" harfinin kuyruk kısmına süvariler yerleştirilmişti. Çengel gibi saplanıyorlardı. 550 subay 9 bin 900 er 9 bin 480 at 6 bin 450 tüfek 4 bin 800 kılıç'tan oluşuyordu. Veteriner hekimleri vardı. Nalbant birlikleri vardı. Seyyar hastanesi vardı. Süvari kolordumuzun Büyük Taarruz hazırlıkları ve eğitimi, tümen tümen Denizli'de sürdürülmüştü, organize hareket edebilmek için defalarca tatbikat yapılmıştı, neticede Konya Ilgın'a konuşlanmıştı.
Sayfa 408 - Sia Kitap·Kitabı okudu
Konsey'e ve Kral'a yerli haklarını savunan çok sayıda dilekçe yazdı. 1 550'de Is­ panyolların yeriilere yaptıklannı savunan "bilgin" Gines de Sepülveda ile uzun süren bir tartışmaya girdi. De­ mocrates Alter, sive de justas belli causi apud Indos (Yerlilere Açılan Savaşın Haklılığı Üzerine) adlı bir ki­ tap yazmış olan Sepülveda'ya göre İspanyolların yerliler­ le yaptıklan savaşlar haklı savaşlardı. Çünkü, (1) yerliler, puta taptıklan için Tanrı'ya karşı büyük günah işlemek­ teydiler, (2) yerliler ilkel ve aşağı oldukları için Aristo­ teles'in de söylediği gibi doğuştan köleydiler, (3) yerlite­ rin Hıristiyanlığa kazandırılması için askeri fetih hare­ katının en etkili yöntem olduğu anlaşılmıştı, ( 4) yertile­ rin topraklarının fethedilmesi, aralannda en zayıf olan­ Iann korunmasını olanaklı kılacaktı. Bartolarneo de las Casas ise ırkçılığı da içeren bu fi­kirlere şu tezleriyle karşı çıktı: Yerliler Hıristiyanlığı kabul edebilecek akla ve ruha sahiptirler; ancak bunun için zora başvurulmaması gerekir. İspanyolları ilgilendi­ ren, aslında Hıristiyanlığa kazandırılmalanyla ilgilen­ medikleri, yerliterin elindeki altın, gümüş ve değerli taş­ lan yağmalamaktır. Bundan dolayı İspanyolların yerliler­ le yaptıkları savaşlar haksız savaşlardır, yertilerin toprak­ ları gasp edilmiştir, yertilerin köle olarak çalıştırılınala­ rının hiçbir haklı nedeni yoktur. Encomienda, sistem olarak yanlıştır. İspanyollar kendilerini katletmeye baş­ layıncaya kadar yerliler lspanyollara hiçbir zarar verme­ mişlerdir ve yertilerin yaptıkları bütün savaşlar haklı sa­ vaşlardır. Casas, bu tezlerini, anlattığı olaylarla kanıtladı.
Tarih