Devletin her türlü meşakkatine katlanan Türk ırkının çocukları, asırlar boyunca 3 kıtadaki sonsuz cephelerde kırılarak, çiftini çubuğunu terk etmek, dükkânını tezgâhını kapatmak zorunda kalırken, askerlik yapmak gibi bir mükellefiyetleri olmayan gayrimüslim unsurlar bir bakıma onların haklarını gasp ediyor veya servetlerine el koyuyorlardı. Bu durum giderek ticaretin ve sanayinin eldeğiştirmesine sebep oldu. Birkaç örnek vermek gerekirse, Artin Bezciyan, 1768'de Kars'tan İstanbul'a geldiğinde belki de ayağında don yoktu. Kısa bir zaman sonra ipek ticaretinden büyük paralar kazanıp, memleketin ticarî hayatında söz sahibi oldu. Ali Paşa'nın sarrafı olması sayesinde Türkiye'nin en zengin adamları arasına giren Köçeoğlu Agop, Sultan Abdülaziz'in devrilmesi için Murat Efendi'ye yüksek faizle borç para vermiş, böylece servetine servet kattığı gibi, siyasî entrikalara da en üst düzeyde karışmaya başlamıştı. Senekerim Manukyan, demir tüccarları Asador ile Anzavur da dönemin en zenginleri arasındaydılar. Şirket-i Hayriye'nin ve Osmanlı Bankasının pekçok ortağı Ermeniydi. Bu zenginlik yalnız İstanbul'a özgü bir durum değildi. Ermeniler bulundukları her yörede en zenginler arasındaydılar. Rus Generali Mayevski, Van-Bitlis İstatistiği adlı eserinde, Ermenilerin bölgenin en varlıklı tabakasını teşkil ettiklerini yazar.
Giderek her bölgede Türklerden daha zengin duruma gelen Ermeniler, nüfusu 10 binin üzerinde olan şehirlerde ticareti ellerine geçirmişlerdi. Marcel Leart, Osmanlı Ermenilerinin zenginliğini anlatırken bâzı rakamlar vermektedir. Bu rakamlara göre Anadolu'daki 166 ithalatçının 141'i Ermeni, 12'si çeşitli uyruklu ve sadece 13'ü Türk'tür! 9.800 dükkân sahibi ve zanaatkarın 6.800'i Ermeni, 2.550'si Türk, 150 ihracatçının 127'si Ermeni, 20'si Türk, 37 bankacının 32'si