-Spoiler-
Puan vermedi·112 syf.··
2026 12. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 09 Mayıs 2026 18:51
Yılkı Atı, sessiz bir acıyı tasvir ediyor. Bu yönüyle Al Midilli eserini çağrıştırsa da pek farklı bir yönden onu; insanın zaaflarını hayvanlar ile kurduğu bağ ile gözler önüne seren, bu sefer Türk edebiyatından yine bir başka novella ile bağdaştırmak mümkün: #k:9539. Demem o ki, eğer Yılkı Atı'nı sevdiyseniz, bu kitaplara da bir şans verin. Yılkı Atı'na dönecek olursak, vaktiyle sahibi tarafından çok sevilen ve satılmaya bile yanaşılmayan at; devran dönünce terk edilir. İşte okurun vicdani sorgulaması da burada başlar. Yılkıya bırakılan at, gün geçtikçe güçten düşer. Öleceğini anlayan köylülerden biri ona acır da kapısını açar. Onu besler, ona bakar... Ancak yine komşularının dedikodularından kaçamaz. -Hıdır Emmi'ninki de gösteriş... Sanki hayır, sevap bir ona kaldı. -O da biliyor kısrağın gebereceğini. Gözü derisinde... Yani kitap, bu kez de toplumun bireye yaklaşımını sorgulatır bizlere. Ancak bununla kalmaz, pişmanlığın sonuçlarını da gösterir. Bir mucize olur, iyileşiverir at. Eski sahibine müjde, bir tavuk karşılığı verilir: Dorukısrak yaşıyor. Böylece İbrahim tayı salar. Yavrusuyla birlikte eski kısrağına kavuşacağını sanar ama onlar çoktan sırra kadem basmıştır. Durumu anlayınca bir kedere gömülür. Gecesini gündüzünü sadece atları beklemeye adar da, boşunadır. Kısrağa giderken taydan olmuştur. Hayıflanışı sadece buna değildir. Sorup soruşturdu mu, köylüler "Biz görmedik." diyecek, içlerinden kıs kıs güleceklerdir. "Çok bir alâ olmuş. Çok bir ilâyıklı olmuş. Allah ahı yerde bırakır mı? Hem de ağızsız, dilsiz hayvanın hakkını... Eden bulur." -Bir elime geç kısrak, bir elime geç. Sana bir dünyanın zulmunu yapmazsam... deyip durur İbrahim ama geri dönmeyecektir kısrak. Böylece hırsından kendi kendine sövüp durur. İnsanın acizliğini, toplum ve birey arasındaki
Yılkı AtıAbbas Sayar · Ötüken Neşriyat · 20268bin okunma
Al Midilli
Puan vermedi·108 syf.·
2025 119. kitabı
O eski hikayeleri anlatıyorum, ama aslında anlatmak istediğim onlar değil. Sadece onları anlattığımda insanların ne hissetmesini istediğimi biliyorum.(s.106) John Steinbeck (1902-1968) Amerikan edebiyatının en güçlü gözlemcilerinden, sıradan hayatların gündelik koşuşturmacalarındaki trajedileri, gözle görünmeyen yükleri ve insan doğasının derin çatışmalarını yalın bir dille anlatıyor. Yarattığı karakterlerin çelişkilerini, acılarını, sevinçlerini, umudunu ve ayakta kalma mücadelelerini çarpıcı bir dille aktarmadaki ustalığı, eserlerini her zaman özel bir yere koyuyor. Al Midilli ’de Al Midilli, Steinbeck’in meşhur Salinas Vadisi coğrafyasında bir çiftlikte geçen, küçük bir çocuğun büyürken yaşadığı içsel yolculuğa çıkarıyor. tema olarak bağlı, yapı olarak bağımsız dört bölümden oluşan novellası. Her bölümde Jody farklı bir duygusal eşiği aştığı, olgunlaşma sürecinin farklı boyutlarını gözlem Kitaba ismini veren Al midilli, Jody hediye edilen bir at fakat sadece bir hayvan figüründen ziyade, büyümenin, hayal kurmanın ve bedel ödemenin insana yüklediği duyguları ve sorumlulukları anlatıyor. Jody’ye için midillisi yeni bir dünyanın kapısını aralamakla kalmıyor, bir sorumluluğun eşiğine adım atmasına neden oluyor. Bu süreç ve sonrasında Jody’nin içsel dönüşümünü konu ediniyor… Bir çocuğun zihninin ilk kez karşılaştığı sorumluluk, hayal kırıklığı, sabır ve kabulleniş gibi duyguları, doğa ve hayvanlarla olan iletişimiyle harmanlayarak okuyucuna sunuyor. Jody'nin kitapta yaşadıkları her insanın yaşadığı, hayattaki evrensel geçiş sürecinin küçük bir modeli oluyor. Çocukluğun o saf dünyasından, yetişkinlerin karmaşık ve çoğu zaman sessiz dünyasına atılan ilk adımın hikâyesini anlatıyor. Al Midilli, kısa ama duygusu yoğun bir öykü olarak öne çıkıyor.
Düşünce
Al MidilliJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 20151,886 okunma
Reklam
10/10
·566 syf.··
Beğendi
·
2024 94. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 30 Ekim 2024 00:00
Herkese merhaba, Emekli olduktan sonra Newyork’un kırsalında ki Catskills’te tabiat harikası cennetlerine yerleşen Dave Gurney ve Madeleine’nın çiftliğinde zaman geçirerek okudum kitabı. O kadar güzel ve huzurlu bir yer ki... şu cinayetler olmasa Dave de burnunu sokmasa Madeleine daha huzurlu olacak ama.. Verdon’un kitaplarını okurken gerçekten de kendimi orada, yanlarında doğada huzur dolu ortamda hissediyorum ama Dave cinayet çözümleme peşinde koşarken ben de öğrendim ipucu yakalamayı. Bu arada sonlara doğru katilide buldum ama kanıtlanmasını da Gurney’e bıraktım.  Varlıklı bir ailenin kızı olan ve kendi düğününde kafası kesilerek öldürülen gelin Jillian Perry ve ilk suçlu görünen de Meksikalı bahçıvan Hector Flores’tır ama... Cinayetler bununla da kalmaz kızların kafalarının kesilmesi peşpeşe devam eder. Olayların arkasında ki sır perdeleri aralandıkça heyecan had safhaya ulaşırken bitirdiğiniz de benim gibi şok olup ben  ne okudum böyle diyeceksiniz.  Davetliler içinde şaşkınlık verici bir olay olan bu durum ve dahice çözümlemeleriyle Dave Gurney.  Kitabın akıcı olması ve Verdon’un okuyucunun dikkatini canlı tutabilmesi 567 sayfalık kitabı bana iki günde okutturdu.  Olayların arkasından şok edici neler çıkacağını merak ediyorsanız kesinlikle okuyun derim. Kitap ve sevgiyle kalın.
Roman-Edebiyat
Gözlerini Sımsıkı KapatJohn Verdon · Koridor Yayıncılık · 201217,2bin okunma
Puan vermedi·576 syf.··
2024 66. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2024 15:11
Seriye veda ettiğim için mutluyum. Kalın olmasına rağmen hızlı okundu. 567 sayfalık bir kitap ama göz korkutmasın sakin. Ama smut bir seri olduğunu söylemeden geçmeyelim. Bu tarz sevenlere tavsiye ederim. Bu kitapta ise Stella Alonso ile Christian Harper'in hikayesini okuyoruz. Herkes bu kitabı daha çok seviyor ama ben seride kitap ayrımı yapamıyorum ya. Ama illede ayıracaksam ikinci kotabın altını daha cok çizmişim. Hepsi ayrı ayrı güzeldi. Romantik, smaut sevenlere tavsiye ederim.
Çarpık YalanlarAna Huang · Martı Yayınları · 20232,243 okunma
Monte Cristo Kontu üzerine düşünsel çabalar...
10/10
·1552 syf.··
Beğendi
·
2024 26. kitabı
·
58 günde okudu
·
Okunma: 07 Nisan 2024 23:54
*“Düşünceler ölmez efendim, bazen uykuya dalarlar ama uyumadan öncekinden daha güçlü bir şekilde uyanırlar. (s.130)”* 14 yıl suçsuz yere hüküm sürmüş ama neden suçlandığınızı bilmediğinizi düşünün. Ne hissederdiniz? Monte Kristo Kontu tam olarak bu konuya odaklanıyor. Romanın başkarakteri Edmond Dantes herkese güvenen, herkese iyi niyetle yaklaşan saf, masum bir karakter. Mercedes ile nişanlı ve Pharon isimli bir gemide ikinci kaptandır. Bir yolculukta birinci kaptanın ölmesiyle geminin birinci kaptanı olur. Bunu hazmedemeyen geminin muhasebeci Danglars ve Dantes’in nişanlısını seven Fernand, yanlarına Cadorusse’da alarak Dantes’e hain bir komplo kurar. Bu komplo ise Dantes’in Napolyon’un ajanı olduğu üzerinedir. O dönem Fransa’da kral 18.Louis baştadır, Bonapart ise Elba Adası’nda sürgündedir. Kral ve kralcılar, Bonapartçılar’ın yükselmesini istememektedir. Özellikle bir isim vardır ki Kraliyet Savcı Yardımcısı Villefort, bu komplo onun hem babasını hem de mesleğini etkileyecektir. Bu yüzden Dantes ile görüşme yaparak komplonun kanıtlarını imha edip Dantes’e çıkacağı sözünü verir. Bu komplo hem Fransa’nın hem de Villefort’un aleyhine olacağı için Dantes’i -Dantes’in iftiraya uğradığına, suçsuz olduğuna inanmış gibi yaparak- İf Şatosu’na atarlar. Dantes neden burada olduğunu bilmeden tam 14 yıl boyunca zindanda hayatını geçirir. Dumas öyle karakterler yaratmışki başkarakter Dantes aşık olunası cinsteyken birde bize bir yan karakter sunar Başrahip Faria. Bu karakter ise hayran olunası cinsten. Dantes zindanda geçirdiği zamanlarında, Faria ile tanışır ve onunla uzun uzun sohbetler eder. Öyleki bu sohbetler Dantes çok şey öğrenir. Neden zindan olduğunu bile ona öğreten Faria’dır. Faria, ilmek ilmek Dantes’in zihnine iftiraya uğradığını işler ve der ki “…*Suçluyu bulmak
Edebiyat & Roman
Monte Cristo Kontu (2 Cilt Takım)Alexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202537,2bin okunma
Aşırı Açgözlülük ve Hırs'ın Zararları
10/10
·87 syf.·
2024 254. kitabı
𝐺𝐼𝑅𝐼𝑆 John Steinbeck gerçeklik konusunda müthiş bir yazar. Bu romanın farklı bir adı olsaydı; "İnsanı erdemsizleştiren açgözlülüğün hikâyesi" denilebilirdi. İnci, Steinbeck'in, konusunu Meksika kıyılarında yaşayan yoksul bir inci avcısının yaşamından aldığı uzun bir hikâyedir. Yoksul inci avcısı, denizin derinliklerinde kısmetini ararken olağanüstü güzellikte ve kocaman bir parça bulur. Bulduğu inci bir servet değerindedir. Ne var ki söz konusu servete daha kavuşmadan, çevresinde gelişen olaylar yön değiştirecek, herkes bir biçimde bu inciyi elde etmenin yolunu arayacaktır. İnci'ye. Daha sonra tekrar okuyacağım. Çevirdiği için Belkıs Çorakçı Dişbudak' teşekkürlerimi sunuyorum. Çok akıcı bir şekilde çevirmiş. Daha sonra Tomris Uyar'ın da çevirisini okurum. 𝑌𝐴𝑍𝐴𝑅 𝐻𝐴𝐾𝐾𝐼𝑁𝐷𝐴 John Steinbeck, babası Prusya, annesi ise İrlanda göçmeni ırgat bir ailenin çocuğu olarak, 1902 yılında California'run Salinas kentinde doğdu. Çocukluk ve ilk gençlik yılları boyunca okul dışındaki zamanını Salinas Vadisi'ndeki çiftliklerde çalışarak geçirdi. Eserlerinin çoğunda da mekan olarak burayı seçti. Erken yaşlarda yazar olmaya karar veren Steinbeck, 1919'da girdiği Stanford Üniversitesi'nde yalnızca yazarlığına katkısı olacağını düşündüğü derslere katıldı. Öğrenimini sürdürdüğü altı yıl boyunca tezgahtarlık, ırgatlık, marangozluk, laborantlık, boyacılık, kapıcılık gibi pek çok işte çalıştı. Steinbeck'in ilk romanlarından başlayarak emekçilerin yaşam koşullarını ve ilişkilerini başarıyla yansıtabilmesinde bu yaşam deneyimi etkili oldu. Üniversiteyi bıraktıktan sonra New York'a giderek gazetecilik yapmayı denedi ancak yazılarının büyük kısmını yayımlatmayı başaramayarak California'ya döndü. İlk romanı Altın Kupa (1929) fazla ilgi görmedi. Yazarlık yeteneği 1935 yılında Yukarı Mahalle 'nin yayımlanmasının ardından dikkat çekti. Bu
İnceleme
İnciJohn Steinbeck · Milliyet Yayınları · 199649,9bin okunma
Reklam
Reklam