Bazı kitaplar bittiğinde hikâyesi aklında kalır.
Bazıları fikriyle yaşar. Beni Asla Bırakma ise bende daha farklı bir iz bıraktı. Kitabı bitirdiğimde dönüp baktığım şey ne distopyası oldu ne de arka plandaki sistem. Garip bir şekilde aklımda kalan şey insanlar oldu.
Bu benim için de küçük bir sürprizi. Çünkü distopya okurken ilk dikkatimi çeken şey sistemlerdi. İktidar nasıl çalışıyor? İnsanlar nasıl yönlendiriliyor? Toplum hangi mekanizmalarla şekillendiriliyor? 1984'ü okurken de, Cesur Yeni Dünya'yı okurken de peşinden gittiğim sorular bunlardı.
Beni Asla Bırakma'da ise kendimi bambaşka bir şey yaparken buldum. Sistemi çözmeye çalışmıyordum. Kathy'yi anlamaya çalışıyordum. Tommy'nin neden öyle davrandığını düşünüyordum. Ruth'un içindeki eksiklikleri görmeye çalışıyordum.
Belki de bu yüzden kitap bana birçok kişinin söylediğinin aksine hiç sıkıcı gelmedi. Çünkü ben bu kez dünyanın nasıl çalıştığını değil, insanların o dünyanın içinde nasıl yaşadığını merak ediyordum.
Bu da bana kitap kadar kendimle ilgili bir şey gösterdi. Belki de okur olarak değişiyordum.
Kazuo Ishiguro elinde korkunç bir malzeme olmasına rağmen onu hiç dramatize etmiyor.
Daha sert bir yazar bu hikâyeyi bir isyan romanına dönüştürebilirdi.Daha öfkeli bir yazar sistemi sayfalar boyunca teşhir ederdi.
Daha politik bir yazar sloganlar üretirdin. Ishiguro ise bunların hiçbirini yapmıyor. Bize yalnızca insanların hayatlarını anlatıyor. Ve tam da bu yüzden roman daha rahatsız edici hale geliyor. Çünkü karakterler kaderlerini bilmelerine rağmen zincirlerini kırmaya çalışmıyorlar.
Kaçmıyorlar.
Savaşmıyorlar.
Devrim yapmıyorlar.
Sadece yaşamaya devam ediyorlar.
İlk başta insan bunu anlamakta zorlanıyor.
Sonra fark ediyor ki romanın asıl sorusu sistem değil. İnsan.
Kitap boyunca beni en çok düşündüren şey "ertelenme"
Masalsı bir dile sahip olan felsefi bir roman olan Kitapları Kurtaran Kedi'yi çok sevdim.
Kitap okuması oldukça kolay, ayrıca mesajları doğrudan veren, bana biraz Küçük Prens havası veren oldukça yumuş yumuş bir kitaptı. Hikaye çok sevimliydi ve ben okurken anime izliyormuşum gibi hissettim. Günümüzün okur sorunlarına çok iyi değinilmiş, özellikle son labirent şu anki yayınevlerinde gördüğümüz kapitalizmin etkisinde olan davranışları ve paragöz tutumları mükemmel yansıtıyor. bu yüzden ayrıca bir sevdim. sizi yormayacak ve çok güzel bakış açıları kazandıracak bir dile sahip.
"kitaplar bize insanları anlamayı öğretir. empati yapmayı."
puanım 10/10 !
Bu kitap elbette çok yönlü, yaşsız ve zamansız bir kitap fakat Türkiye İş Bankası Yayınlarının çevirisini hiç beğenmedim. Bu çeviri çok ruhsuz ve yavan kalmış.
Can yayınlarının Küçük Prens çevirisi çok çok daha başarılı.
Küçük Prens kitabını daha iyi çevirisinden okuyan okurlar bu çeviride bir eksiklik mutlaka hissedecektir. Sadece bu incelemede bunu dile getirmek için bu notu eklemek istedim.
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025280,1bin okunma
Şuan bu kitabı yeni ekliyorum listeye ama yıllar önce ilk okuduğum kitap bu. Beni o kadar etkilemişti ki, hala favori kitaplarımdan biridir. Büyümenin nasıl basitleştiğini, getirdiği sorumluluklardan nasıl bir çok şeyden geri kalındığını bu kadar derinden anlatması etkileyiciydi. Özellikle yetişkinlerin "şapka" dediği çizimin aslında fil yutmuş yılan olması daha başka etkileyiciydi silaKüçük PrensAntoine de Saint-Exupéry
Küçük prensi her elime aldığımda ona ait masalsılığının arkasında, aslında insanı çırılçıplak bırakan sarsıcı bir psikolojik röntgen görüyorum...
Bu kitap sadece çocuksu bir hikaye değil; büyüklerin o sayılarla, hırslarla, sahte unvanlarla ördüğü o sığ ve çamurlaşmış dünyasına vurulmuş en asil darbedir benim için.
Biz büyüdükçe hayatın o ciddi görünen ama ruhu tamamen kurutan detaylarında kaybolurken, içimizdeki o saf köklenmek isteyen toprağı kendi ellerimizle zehirliyoruz ne yazık ki...
Kitaptaki her bir karakter modern insanın gölge yanlarını o kadar enteresan ve rafine bir dille özetliyor ki insan okurken kendi gölgeleri ile de yüzleşmek zorunda kalıyor. Prensin gezegen gezegen gezip, büyüklerin dünyasındaki o anlamsız döngüleri, o sönmeyen kibirleri izlemesi; bana evrenin o soğuk ve kuru gerçekliğini hatırlattı. Bizler hayatı sadece mantıkla ve sayılarla çözebileceğimizi sanan o kibirli krallara benziyoruz bazen... Bunun gibi birçok felsefi referans var insanlığa dair. Kesinlikle ruhla okunması gereken bir kitap Küçük Prens
Kapağında yazanın aksine bir hikaye olmaktan çok hikaye tadında hayatın anlamına dair bir kişisel gelişim kitabı.
Neden buradasın?
Ölümden korkuyor musun?
Halinden memnun musun?
Sorularına kendi cevaplarınızı bulmanız için sizi teşvik edecek bir yere konumlandırıyor kendisini. Hayatın anlamını sayfalarının içinde bulamayacaksınız ama onu nasıl arayabileceğiniz ya da bulunca ne yapabileceğiniz konusunda size rehberlik edecektir.
Şu aralar çok şey anlattığını düşünerek aslında pek de bir şey anlatmayacak olan kişisel gelişim kitaplarına, denemelere, biyografilere, bana farklı bir bakış açısı farklı bir hayat görüşü vadeden SimyacıMartı Jonathan LivingstonKüçük Prens gibi kategorize edemediğim kitaplara ayıracak fazlasıyla enerjim ve isteğim var. Bu kitap da birazcık bana istediğimi verdi.