Dini akademisyenlere gelince: Birçoğunun inançlarında samimi olduklarını sanmıyorum. Kur'an'ın hangi şartlarda geldiğini, tarih boyunca yönetim biçimleri "Şeriat" olan devletlerin insanlara nasıl kan kusturduklarını bunlar iyi bilirler. Peki o zaman Şeriat'a destek vermeleri, lehinde yazmaları niye? Bunlar da yöneticileri gibi gerek yazılarıyla, gerekse diğer şekillerde bu
işten çıkar sağladıkları için, ona toz kondurmuyorlar. Öz olarak,
hem işin içinde güya devletin menfaati alileri, hem de şahsi çıkarları söz konusu olduğundan, dine sahip çıkıyormuş gibi görünüyorlar. Şeriat'ın ne olduğunu bilen bir hocanın, kalkıp da kalemini, imkanlarını onun lehine kullanması, aklın, ilmin ve insanları sevmenin işi olamaz.
Burada Dostoyevski'nin (Moskova; 1 821-1881) "Delikanlı " aldı romanı hatırıma geldi. Romanında, "Bir kültür, bir sistem içinde doğup büyüyen bir insan, kolay kolay o çerçevenin, o örf adetlerin dışına çıkamaz, yanlış bulsa da cesaret edip onu kıramaz" fikrini belirtmeye çalışıyor. İşte burada delikanlı (cesaretli) olmak gerekiyor. Yine Dostoyevski'nin, "Yeryüzünde tek bir can acı çekerken nasıl mutlu olunur ki" ve Jerring'in, "İnsanoğlu hem kendisinden, hem de tüm insanlardan sorumludur" dedikleri gibi, ben de dini akademisyenlere derim ki, ortalığı ufak tefek çıkarlar için, topluma yararı olmayan görüşlere ve onun destekçileri olan hacılara, hocalara, mollalara, sofilere terk etmeyin, buna göz yummayın; tam tersine büyük oynayın, insanların önünü açmaya katkı sunun. Böylece kendinizi insanlık tarihine
yazdırmış olacaksınız.