Birkaç sene evvel çıkan, insan sırtında yük taşımasını meneden o çok iyi niyetli kanunu düşündü. İstanbul'un içi birkaç gün allak bullak olmuştu. Çekçek arabaları ortaya çıkmış, yolları tutmuştu. Taşıma denen şey adeta güçleşmişti. Sonra kanun, yavaş yavaş unutulmuş, her şey eski haline gelmiş, bu hamal ve benzerleri eski yüklerine tekrar kavuşmuşlar, tabii hal avdet etmişti. "Tıpkı Milletler Cemiyeti, sulh konferansları, büyük işbirliği arzuları, harp aleyhindeki propagandalar, eserler gibi," Mümtaz'ın kafasında asrımızın insanıyla bu hamalın talihi garip şekilde birleşmişti. "Demek ki ikisi de imkansızdı."
"Ölüm düşüncesi bizde, kat'i vaziyetleri olduğu gibi kabul eden bir taraf vücuda getirmiş!"
Belki de bu, vaziyetin tesiriydi. Harp olacaktı. Karaborsanın hazırlandığını gözleriyle görmüştü. Fakat ona da o kadar müteessir değildi; hiç olmazsa isyan hissi duymuyordu. "Mademki bir zaruret haline geldi. Mademki bu hallerin başka türlü içinden çıkılmaz!" ne diye telaş etmeliydi!
Hakikaten müdafaasız adamdı. Ona insanlar kendilerini ve arzularını zorla kabul ettirirlerdi. Sade bu kadar mı ya? Düşüncesi hep Nuran'ın etrafında dolaşıyordu. Fakat korktuğu kadar hırpalanmış değildi. Talihin ihanetine uğramağa alışanların sükuneti içinde yorgun ve dalgın yürüdü. Yaz günleri, rüzgarıyla o kadar hoşa giden Yenicami'nin kemeri altında bir daha "müdafaasız adamım..." diye tekrarladı. "Her şeyimi alabilirler..."
O kadar çok insan tanıyordu ki... On beş gündür, ilk defa kendi arkadaşlarıyla buluşacaktı; başkalarının aralarına katılmasından korkuyordu. "Ben müdafaasız
adamım!"
- İhsan, bana fikirden bahsediyor... Ben o kadar bedbahtım ki...
Birdenbire İhsan'a karşı deminki hiddet ve kini yeniden duydu:
- Niçin hayatın üzerinde duranlar insanı anlamıyorlar? Hayat ve insan ayrı şeylerdi. Biri ötekini etiyle, kemiğiyle, alın teriyle, düşüncesiyle yapıyordu. Fakat aynı şey değildiler. Birinden birini seçmek lazımdı. Fakat Mümtaz ikisinin ortasında sonuna kadar sallanacağını biliyordu. Ne ferdi saadetinden vazgeçebilecek, ne de etrafındaki hayatın korkunç icabını, bu on yaşında evliya türbesini bekleyen biçare kızı ve ihtiyar Ermeni karısını unutacaktı.
- Ben zayıf adamım; sadece zayıf yaratılmış bir adam. Fakat hangimiz zayıf değiliz...