Uzun - ince bir yolda motosikletliyim ve maalesef başımda kaskım yok. Biraz keyiften, biraz da rüzgarın etkisiyle sürekli sırıtıyorum. Ön dişlerime yapışan sinekler, geride kalan zamanın özeti.
“Kanımca bir insanın en büyük eseri hayatıdır. Sanatçı için uğraşı alanı; müzik, dans, resim, edebiyat... her ne ise, bu eserin fonksiyonlarından sadece biridir. Günler, geceler boyu daha gönül okşayıcı bir melodi, daha vurucu bir dize, daha derin bir cümle peşinde koşarken, ruhunuzun milim milim yontulmasından kaynaklanan bir azap yaşarsınız. O esnada yarattığınızı zannettiğiniz şey aslında sizi yaratmaktadır. Ne yazık ki, peşinden koştuğunuz şeyi nihayet bulduğunuzda bu gerçeği unutuverirsiniz. Sanatçı tabiatı gereği atak, küstah ve kibirlidir, işte bu yüzden çoğunun işindeki ustalığıyla ruhunun tekamülü aynı hızda ilerlemez."
Her ay çıkmasını heyecanla beklediğim ve büyük bir kısmını çok büyük bir zevkle okuduğum Ot dergisinde anlamadığım iki durum var.
Birincisi ne üslup olarak, ne de tür olarak diğer hiç bir yazarla bir ortak noktası olmayan, her ay yazdığı yazının içeriğinin, sıradan bir ortaokul çocuğunun absürtlüğü çizgisindeki Alpay Erdem'in orada ne işi olduğu.
İkincisi, Ot Dergisi yöneticileri acaba Behzat Ç. 'yi takip edenlerin, yeni hikayeleri okumak için Ot Dergisi satın alarak, ilave bir ticari kazanım sağlayacaklarınımı düşüyorlar?
Eğer Behzat Ç. sayedinde daha geniş bir kitleye hitap etmeye çalışıyorlarsa, O kitle acaba birşeyler okuyormu? ...
Maddi şeyleri ithal edebilirsiniz ama manevi şeyleri ithal edemiyorsunuz. Onları bizatihi üretmeniz gerekiyor. Refahla, zenginlikle, yol su ve elektrikle demokrasi arasında tam bir paralellik yok. Demokrasi biraz da demokrat insanları, demokrat toplumu üretebilmekle ilgili. Kentleştikçe, zenginleştikçe, eğitim düzeyi arttıkça bu sizi otomatikman daha demokratik bir topluma yöneltmeyebiliyor.