B.

B.
Kırıntıları takip etmeyi bırak ve bir kuş gibi cıvılda!
İstanbul
546 okur puanı
Temmuz 2024 tarihinde katıldı
8/10
·283 syf.··
2026 26. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 08 Mart 2026 20:50
Matt Haig’in İnsanlar kitabı aslında çok basit ama çok güzel bir fikir üzerine kurulu: İnsanlara, insan olmayan birinin gözünden bakmak. Bir uzaylı, bir matematikçinin bedenine girip dünyaya geliyor ve görevi insanlığın tehlikeli bir matematik keşfini ortadan kaldırmak. Ama dünyada biraz vakit geçirdikten sonra işler değişiyor. Çünkü insanlara uzaktan bakınca gerçekten çok tuhaf görünüyoruz: sürekli endişeleniyoruz, saçma şeylere üzülüyoruz, karmaşık ilişkiler kuruyoruz. Ama roman ilerledikçe uzaylı karakterin fark ettiği bir şey var: İnsanların bütün bu tuhaflıklarının içinde çok değerli bir şey saklı. Sevgi, müzik, merak, hatta bazen saçma görünen duygular bile hayatı anlamlı kılıyor. Kitap aslında bize şunu hatırlatıyor: İnsan olmak çoğu zaman zor, hatta bazen acı verici ama yine de garip bir şekilde güzel bir deneyim. Bence İnsanlar çok derin bir felsefe kitabı değil (zaten yazarın amacı da bu değil) ama insanı gülümseten ve düşünmeye iten bir roman. Yalın bir dil kullanılmış ve akıcı bir kitap. Merak uyandıran yönleri de olduğundan kısa sürede bitirebilirsiniz. Ben özellikle matematikle ilgili kısımlardan da oldukça keyif aldım. Asal sayıların büyülü bir dünyası varmış gerçekten! Riemann ve zeta fonksiyonu hipotezine dair güzel bilgiler edindim; mesela bu hipotez hala ispatlanamamış ve ispatlayana ciddi bir ödül de bulunuyor. Sayısalcı yanım bir an için (çok küçük bir an) acaba mı? dedi ama hipoteze bakıp içindeki onca harfi görünce hemen vazgeçtim. Sınırlarını bilmek önemlidir. :) Kitapta en çok hoşuma giden bölüm uzaylının, bedenine girdiği adamın oğluna bıraktığı tavsiyelerdi. Bunlardan bazılarını arada dönüp hatırlamak istediğim için buraya bırakıyorum. Bir İnsana Tavsiyeler 1. Utanç bir prangadır. Kendini azad et. 4. İnsanlığı teknoloji kurtarmayacak.
1000Kitap
İnsanlarMatt Haig · Domingo Yayınları · 202314,8bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Mesafe ve Rahatsızlık Üzerine: Yabancı
Puan vermedi·112 syf.··
2026 19. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2026 23:31
Bazı kitaplar vardır; bitirdikten sonra bir süre öylece duvara bakarsınız ve yarattığı rahatsızlık size eşlik eder. Franz Kafka ’nın dediği gibi; ‘Bir kitap, içimizdeki donmuş denize inen balta gibi olmalı.’ Yabancı tam da böyle bir roman. İyi kitaplar bizi biraz rahatsız eden kitaplardır bence; çünkü huzursuzluk, alıştığımız düşünme biçimlerinin yerinden oynamaya başladığını gösterir. Camus’nün absürd düşüncesini merkeze aldığı Sisifos Söyleni , Yabancı’nın arkasındaki düşünsel zemini daha görünür kılıyor. Meursault, bu düşüncenin adeta ete kemiğe bürünmüş hali. Roman tek başına da sarsıcı; ancak bu arka planı bildiğinizde Meursault’nun tavrı farklı bir derinlik kazanıyor. Onu yalnızca “gamsız” ya da tepkisiz biri olarak görüp geçmiyor, arkasındaki bilinçli duruşu fark ediyorsunuz. Bu yüzden Yabancı'yı, Sisifos Söyleni’ni okuduktan sonra yeniden okumak benim için çok daha anlamlıydı. Yabancı ’yı asıl farklı kılan şey, okuyucuyla kurduğu mesafe. Kitabı okurken sık sık “Neden Meursault ile empati kuramıyorum?” diye düşündüm. Camus, Meursault’nun iç dünyasını uzun uzun çözümlemiyor; onu anlamamız için duygusal ipuçları sunmuyor. Tavırlarının arkasındaki nedeni bir “travma”ya bağlayıp bize “Demek bu yüzden böyle biri” dedirtmiyor. Oysa böyle olsaydı, onu bir şekilde tanımlayabildiğimiz için rahatlayacaktık. Belki de tam olarak bu rahatlama, anlatılmak istenen şeyi kaçırmamıza sebep olurdu. Çoğu zaman yalnızca dışa vuran eylemlerini okuyoruz ve bu durum bizi empati kurmaktan alıkoyuyor. Tam da bu yüzden roman huzursuz edici bir etki bırakıyor. Meursault yalan söylemiyor. Rol yapmıyor. Yas tutuyormuş gibi davranmıyor. Seviyormuş gibi numara yapmıyor. Yani sorun eylemden çok, “duygusal senaryoya uymaması.” Bu yüzden toplum onu ‘tehlikeli’ buluyor. Çünkü sistem rol bekler.
Duygu ve Düşünce
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
'Şahsiyet' Olmak Üzerine
10/10
·344 syf.··
2026 11. kitabı
·
43 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2026 00:28
Bu incelemeye bir uygulama ile başlamak istiyorum. 1. Zihninizde 1 ile 9 arasında bir sayı tutun. 2. Şimdi bu sayıyı 9’la çarpın. 3. Çıkan sayının birinci ve ikinci basamağındaki rakamları toplayın. 4. Çıkan sayının ilk harfiyle bir ülke ismi düşünün. 5. O ülkenin sondan üçüncü harfiyle bir şehir ismi düşünün. 6. Şimdi o şehrin sondan üçüncü harfiyle bir hayvan ismi düşünün. Ortaya çıkan sonuç yüksek ihtimalle: DANİMARKA-RİZE-İNEK Doğan hoca tam da bu uygulama ile başlıyor Timur ile görüşmelerine. Matematiksel olarak ‘dokuza bölünebilirlik ilkesine’ uyan her sayının birinci ve ikinci hanelerinin toplamı 9’dur. Yani ilk işlemin sonucu tektir. Dokuzun D’sine kaçınılmaz olarak ulaştıktan sonra gerisinin tamamen kültürel ortaklıktan ve kodlardan geldiğini belirtiliyor. Hepimiz aynı kültür içinde farkında olmadan belirli kodlarla büyütüldük. Bu da doğal olarak aklımıza gelen çağrışımları ortaklaştırıyor. İşte bu örnek üzerinden şöyle devam ediyor Doğan Hoca; bir robot da kendine yüklenen programların farkında değildir. Düşünmeden hareket ettiğimiz her eylemimizde, her fikrimizde içinde bulunduğumuzun kültürün izleri var. Bize ‘aşılanmış’ kalıplar içinde düşünüyoruz. Bu her toplum, her insan için geçerli aslında. Toplumların yaşamına devam edebilmesi için buna ihtiyaç var. Sorun; ‘kültür robotu’ tarafımızın sadece bir yönümüz olmakla kalmayıp tüm benliğimizi ele geçirdiğinde başlıyor. Yani tüm hayatımızı önceden belirlenmiş kalıplar üzerinden geçiriyorsak her defasında ‘Danimarka, Rize, İnek’ diyen robotlara dönmüşüz demektir. Yukarıda bahsettiğim kısımlar kitabın çıkış noktası ve aslında ana teması. Timur; evlenme teklifi ettiği kızdan ‘hayır’ cevabını alınca öfke, hayal kırıklığı ve değersizlik duygularıyla caddede dalgın yürüyen bir gençtir. Yakup Bey; emekli
Duygu ve Düşünce
Gerçek ÖzgürlükDoğan Cüceloğlu · Kronik Kitap · 20216,7bin okunma
'Yani delirmiyorum ben acı çekiyorum yalnızca.'
8/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Ocak 2026 12:37
‘’Bilge tepeyi tırmanırken, yukarıdan bakıyorum yine de körüm, der geniş kanatlı kuş. Dilimi ısırdım derdim içimde kaldı, diye inler taş. Kuşun gördüğü olmak ister bilge, taşın derdini dinleyen. Çünkü ondan beklenen budur. Ben bilge değilim. ‘’ Böyle diyordu Başak kitabın bir yerinde. Durdum tam burada, bir süre yere paralel gitmeyi düşündüm… Ben bir yazarın iyi bir yazar olduğunu onu okuduğum anlardan çok, okumadığım anlardan anlıyorum. Beni kaç yerde durdurdu, kaç kere hayali bir noktaya kilitleyip gözlerimi kırpmadan düşüncelerimi izlettirdi, kaç kez güldürdü, kaç kez elimle kalbimi yoklattırdı, kaç kez gözlerim buğulandığı için ara vermek zorunda bıraktı? Tam da bu anların toplamından anlıyorum bir yazarı sevip sevmediğimi. Yukarıda paylaştığım kısım kitabın beni ‘durduran’ onlarca yerinden sadece biri. Altını çizdiğim, kalbimi çizen onlarca cümleyle tanıştım bu kitapta. Kitabın olay örgüsünden çok bir ruh hali var. Bu ruh hali için aklıma gelen ilk tanımlama; ramak kala. Hayatı ramak kala yaşayan karakterler, ölüme de ramak kala yetişirler; bir süre yere paralel gittikten sonra. Kitap bir intiharın çevresinde ‘yaşayan’ karakterlerin hayatından kesitler aktarıyor. Kısa kısa bölümlerden oluştuğu için ilk etapta kafam karıştı okurken; yazar her bölümde farklı bir karakterin hayatından bir kesit anlatıyor. Bunu anlayınca, bir de karakterlere ısınmaya başlayınca olayın daha çok içine girebiliyorsunuz. Olay dediğim de hayat aslında. Hayatın içinden değil de belki kenarından tutunanların hikayesi. Barış Bıçakçı kitaplarını neden bu kadar seviyorum diye düşündüm tam da bu incelemeyi yazarken. Sanırım sadeliğin basitlik olmadığını kanıtladığı için. Yalın, süssüz cümlelerle de beni durdurup düşündürebildiği için. Hayatın içindeki yoğun duyguları, tanıdık duyguları bir
Alıntı
Bir Süre Yere Paralel Gittikten SonraBarış Bıçakçı · İletişim Yayınevi · 20203,103 okunma
"Hayat hiçbir şey değildir, itina ile yaşayınız"
9/10
·160 syf.··
2025 106. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 06 Aralık 2025 01:54
“Ne kadar güzel bir gün, kahve mi içsem intihar mı etsem?” Albert Camus ’nün gerçekte söylemediği fakat ona sık sık atfedilen bu cümle, düşündükçe onun karakterlerinin ağzından dökülebilecek kadar tanıdık geliyor. Çünkü Sisifos Söyleni ’nin kalbinde de aynı sorunun yankısı var: Yaşam gerçekten yaşamaya değer mi? Cezayir doğumlu, 20.yüzyılın en güçlü yazar/filozoflarından biri Camus. Absürdizm akımının öncülerinden biri olarak tanınsa da kendini ne varoluşçu ne de absürdist olarak tanımlamaz. Genç yaşta kayıplarla, hastalıklarla ve savaş gerçeğiyle yüzleşmiş olması onu hayatın en sert sorularına yaklaştırdı sanırım. Sisifos Söyleni de bu kişisel arayışın felsefi ifadesi gibi. Absurd Felsefesi ve İntihar "Absürd" düşüncesi Camus ile başlamadı; ondan önce de pek çok filozof, insanın dünyayla kurduğu bu tuhaf ve uyumsuz ilişkiyi sorgulamıştı. Özellikle Soren Kierkegaard ve Friedrich Nietzsche bu uyumsuzluğu farklı biçimlerde ele almışlardı. Ancak Camus, absürdü soyut bir kavram olmaktan çıkarıp günlük hayatın tam ortasında yaşanan bir deneyim olarak tanımladı. Yani absürdü teoriden kurtardı ve onunla birlikte nasıl yaşayacağımızı sorgulamaya yöneldi. İnsanın içinde belli bir anlam arayışı, düzen isteği, mantık beklentisi vardır ama dünya düzensizdir, mantıksızdır, anlamı garanti etmez. İnsan ile dünya arasındaki bu çelişki uyumsuzluğun ta kendisidir; insanın anlam arayışıyla dünyanın kayıtsızlığı birbiriyle çarpıştığında ise absürd ortaya çıkar. “Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: intihar.” Camus söze böyle başlar. Çünkü yaşamın yaşanmaya değer olup olmadığı sorusu, onun gözünde felsefenin en temel problemidir. Absürdün özünde talep eden bir insan ve bu talepleri bütünüyle hayal kırıklığına uğratan bir dünya vardır. Modern insan, yaşamın mekanikliği ve tekdüzeliği içinde bir noktadan
Edebiyat
Sisifos SöyleniAlbert Camus · Can Yayınları · 202311,3bin okunma