Bu incelemeye bir uygulama ile başlamak istiyorum.
1. Zihninizde 1 ile 9 arasında bir sayı tutun.
2. Şimdi bu sayıyı 9’la çarpın.
3. Çıkan sayının birinci ve ikinci basamağındaki rakamları toplayın.
4. Çıkan sayının ilk harfiyle bir ülke ismi düşünün.
5. O ülkenin sondan üçüncü harfiyle bir şehir ismi düşünün.
6. Şimdi o şehrin sondan üçüncü harfiyle bir hayvan ismi düşünün.
Ortaya çıkan sonuç yüksek ihtimalle: DANİMARKA-RİZE-İNEK
Doğan hoca tam da bu uygulama ile başlıyor Timur ile görüşmelerine. Matematiksel olarak ‘dokuza bölünebilirlik ilkesine’ uyan her sayının birinci ve ikinci hanelerinin toplamı 9’dur. Yani ilk işlemin sonucu tektir. Dokuzun D’sine kaçınılmaz olarak ulaştıktan sonra gerisinin tamamen kültürel ortaklıktan ve kodlardan geldiğini belirtiliyor. Hepimiz aynı kültür içinde farkında olmadan belirli kodlarla büyütüldük. Bu da doğal olarak aklımıza gelen çağrışımları ortaklaştırıyor. İşte bu örnek üzerinden şöyle devam ediyor Doğan Hoca; bir robot da kendine yüklenen programların farkında değildir.
Düşünmeden hareket ettiğimiz her eylemimizde, her fikrimizde içinde bulunduğumuzun kültürün izleri var. Bize ‘aşılanmış’ kalıplar içinde düşünüyoruz. Bu her toplum, her insan için geçerli aslında. Toplumların yaşamına devam edebilmesi için buna ihtiyaç var. Sorun; ‘kültür robotu’ tarafımızın sadece bir yönümüz olmakla kalmayıp tüm benliğimizi ele geçirdiğinde başlıyor. Yani tüm hayatımızı önceden belirlenmiş kalıplar üzerinden geçiriyorsak her defasında ‘Danimarka, Rize, İnek’ diyen robotlara dönmüşüz demektir.
Yukarıda bahsettiğim kısımlar kitabın çıkış noktası ve aslında ana teması.
Timur; evlenme teklifi ettiği kızdan ‘hayır’ cevabını alınca öfke, hayal kırıklığı ve değersizlik duygularıyla caddede dalgın yürüyen bir gençtir. Yakup Bey; emekli