Sıfır Noktasındaki Kadın; kadın olmanın, baskının, öfkenin ve özgürlüğün en sert, en acımasız hâliyle anlatıldığı kitaplardan biri oldu benim için. Firdevs’in hayatını okurken sadece onun hikâyesine değil, toplumun kadınlara çizdiği o karanlık sınırlara da tanık oluyoruz. İnsanı bazen sadece acıların, susmanın değil de düşünerek bazı acıların gerçeğini kavrayarak büyüttüğünü anlıyorsunuz. Bu büyüme öyle sancılı ki, öyle acılı ki bu ruhsal ve fiziksel sancılar; hikayenin sonunda alacağınız ufak bir nefesten bile vazgeçiyorsunuz. Kitap kısa olmasına rağmen sizde bıraktığı etki uzun süre geçmiyor; bazı satırlar insanın içine ağır ağır yerleşiyor. Özellikle kadınların yaşadığı görünmez yaraları, değersizleştirilmeyi ve hayatta kalma mücadelesini çok çarpıcı bir dille anlatıyor. Okurken yer yer öfkelendiren, yer yer hüzünlendiren ama en çok da bir kadın olarak ‘bunları ben yaşasaydım be olurdu?’ diye düşündüren bir kitap oldu benim için. Altını çizdiğim cümleler günlerce aklımdan çıkmadı… Her kadının okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Keyifli okumalar…
Düşerken…
Kelimeyi düşündüğünüz an itibariyle içsel bir yolculuğa zaten çıkmaya başlıyorsunuz. İnsanın iç dünyasına doğru yavaş ama derin bir yolculuğu sunan, duygusal yoğunluğu yüksek bir roman işte bu. Tarık Tufan bu eserinde; kırılganlık, yalnızlık ve geçmişle hesaplaşma gibi temaları sade ama etkileyici bir dille işlemiş. Kitabın en çarpıcı yanı ise, karakterlerin iç sesleriyle kurduğu samimi bağ; okuyucu kendini çoğu zaman o “düşüşün” bir parçası gibi hissediyor. Okurken İshak’ta sizsiniz, Jülide’de. Bir haklı, haksız aramıyorsunuz zaten. Çünkü kimsenin haklı olmak gibi bir derdi yok. Anlaşılmak gibi bir dertleri var. Çekinmeden, düşünmeden konuşmaya, anlatmaya ihtiyaçları var. Bu kitapta da dinleyiciler biziz.
Hikâye ilerledikçe, aslında düşmenin sadece bir kayıp değil, bazen yeniden ayağa kalkmanın da başlangıcı olabileceğini fark ediyorsunuz. Yazarımızın betimlemeleri ve cümlelerindeki melankolik tını, kitabı sadece okunacak değil, hissedilecek bir hale getirmiş. Özellikle duygusal derinliği olan, insan ruhunu anlamaya çalışan metinleri seviyorsanız, bu kitap sizi fazlasıyla içine çekecek.
Son olarak yorumdan ziyade, Tarık Tufan’ın kitaplarındaki o melankolik havayı seviyorsanız kesinlikle bu kitaba bir şans verip en kısa sürede okumalısınız.
Kitabı okuyan arkadaşlarımın da farklı düşündüğünü zannetmiyorum. Hatta yorumlarda da fikirlerinizi belirtirseniz çok mutlu olurum
Unutmayın her düşüş bazen kötü değildir :)
Keyifli okumalar diliyorum :)