Örgütlenmiş dinin, insanlığı her zaman böyle avucunda tutacağını sanıyor musunuz?
Bence bu, insanların sosyal sorunlarına bulacakları ya da bulamayacakları çözümlere bağlıdır. Bu büyük savaşlar, bu büyük bunalımlar sürerse, çoğunluk yoksul yaşantısından kurtulamazsa, din herhalde devam eder. Şunu gördüm ki Tanrı’ya inanç, varlığına gösterilen kanıtlarla ters orantılı. Kanıt ne kadar az olursa o kadar çok inanıyor insanlar; işler iyi gidince, inanmak zamanı gelince de inanmıyorlar. Bana öyle geliyor ki, sosyal sorunların çözümlendiği gün din son bulacaktır. Tersine, bu sorunlar süregeldikçe yaşayacaktır. Geçmişte örnekleri var. On sekizinci yüzyılda her şeyin sütliman olduğu sırada aydınların çoğu özgür düşünür kişilerdi. Sonra Fransız devrimi oldu ve İngiliz soyluları özgür düşünürlüğün insanı doğruca giyotine götürdüğünü gördüler. Caydılar bundan ve kendilerini dine verdiler. Viktorya dönemi bu. Rus devrimi için de böyle. Rus devrimi halkı dehşete düşürdü. Tanrıya inanmazlarsa mal ve mülklerinin ellerinden alınacağını düşündüler ve inandılar. Bu sosyal değişiklikler din için kusursuz bir şeydir.
Tanrıya inanma gereği olmasaydı, Tanrı insanları bu zorunluluğa itmeseydi kimse tanrı fikrini akıl süzgecinden geçirmezdi.
Tanrıya inanma gereği olmasaydı kimse tanrının varlığına dair delilleri incelemezdi!