Her yere, elle tutulur varlığıyla üstlerine abanan bir sessizlik hakimdi. Derin sulara dalan dalgıcın bedeni yüksek basınçtan nasıl etkilenirse, onların da zihinlerini öyle etkiliyordu bu sessizlik. Sonsuz enginliğinin ağırlığıyla ve değişmez buyruğuyla eziyordu onları. Kendi zihinlerinin en ücra köşelerine iterek sıkıştırıyor, gözü hiçbir şey görmeyen doğanın muazzam güçlerinin itiş-kakışları arasında küçük kurnazlıkları ve azıcık bilgelikleriyle kıpırdanıp duran ufak ve sınırlı zerrecikler olduklarını anlayana kadar, insan ruhunun kendine boş yere yüklediği ne kadar aşırı değer, ne kadar sahte heyecan, ne kadar nafile yücelik varsa, üzümün suyunu çıkarır gibi ezerek çıkarıp alıyordu onlardan.