Zamanın geçme hızının çocukluk ve yetişkinlik dönemlerine göre farklılaşması üzerine bir yazı okudum geçenlerde. Eğer bir çocuksan o gün senin için o kadar uzun sürer ki; oyun oynarsın, bisiklete binersin, bir şeyler izlersin, merak edersin, merak ettiklerini hayal edersin, heyecalanırsın, denersin, yanılırsın, düşersin, küsersin, unutur devam edersin, kendi kendine konuşursun, uydurursun, gülersin -gerçek bir gülücük olur bu- şarkı söyler dans edersin, gece olur uyumamak için direnirsin... Senin için gün asla bitmez. Yapacak çok heyecanlı şeyler vardır kafanın içinde ve liste sen onları yaptıkça daha da şekillenir, uzar gider.
Ama bir yetişkinsen eğer, zaman senin için daldaki kuşun göklere çıkması kadar kısadır. Uyanırsın, aynı saatte aynı yoldan işe gidersin, aynı insanları görür aynı işleri milyonuncu kez yaparsın, sabah girdiğin iş yerinden akşamın bir vakti çıkarsın, yol boyunca acele eder hemen eve varmak istersin, haftanın günlerini geri geri sayar, hafta sonları zaman dursun istersin. Stresin çoktur çünkü onca değişkenle aynı anda baş etmek zorundasındır. Hal böyle olunca sen zamanı kovalarsın, çocuk zamanı yakalar.
Momo’nun dünyasında da zamanı kovalayan ama asla yakalayamayanlar vardı. Onlar böyle oldukları için herkes zamanı kovalasın istediler. İşleri ağırlaştırlar, trafiği karıştırdılar, yüzleri somurttular. Çoğu zaman yakalayıcılarını hızlı biten ama asla keyif vermeyen, para getiren ama tatmin etmeyen, patlayan flaşlara gülümseten ama mutlu etmeyen işler yapan birer zaman kovalayıcılarına dönüştürler.
Bilim der ki; eğer her zaman yaptığınız bir şeyi bir gün farklı bir şekilde yaparsanız o zaman beyninizde yeni bir sinaptik bağlantı oluşur. Bu da hafızanızı güçlendirir, size farkındalık kazandırır ve yaratıcı- analitik düşünme becerinizi arttırır.