Anicius Manlius Severinus Boethius, 480 yılında Roma’da dünyaya gelir. Küçük yaşta babasız kaldığından dönemin önemli isimlerinden Symmachus tarafından evlat edinilir. İyi bir eğitim görmesi sonucunda devlet kademelerinde önemli görevlere yükselir, dönemin imparatoru Theodoricus tarafından konsül seçilir daha sonra saray görevine kadar yükselir. 523 yılında imparator Theodoricus’a ve vatana ihanet suçlamasıyla, savunması dahi alınmadan, haksızlığa uğrayarak zindana hapsedilen ve alnına geçirilen sicimle beraber ölünceye dek sopayla dövülen Romalı filozof Boethius hayatının son yıllarında teselliyi biricik öğretmeni ve yol arkadaşı olan ‘’Felsefe’’de bulur. Zihninde canlandırdığı bir kadındır felsefe. Ölümü beklerken tüm dertlerini, tüm çıkmazlarını, tüm cevapsız sorularını ona döker; onun ilaçlarıyla ruhunu âbâd eder.
525 yılında idam edilmeyi beklediği zindanda kalemi aldığı eserinin adı Philosophiae Consolatio(Felsefesinin Tesellisi)dur. Eserin ilk kitabında haksızlığa uğradığı için şiirle teselli bulmaya çalışan Boethius daha sonra, yaşamını şekillendiren ve ona yapıp ettiği her şeyde yol gösteren felsefeye sığınmaya karar verir. Zihninde Felsefe isimi bir kadın yaratarak onunla dertleşmeye ve başına gelenleri tek tek sorgulmaya başlar. İkinci kitapta Felsefe, Boethius’a kader isimli tanrıçanın bir dönek olduğunu onun yapıp ettiklerinden dolayı üzülmesinin de akılsızca olduğunu söyler. İnsanın yalnızca kaderi tarafından terk edildiğinde huzura erişebileceğini söyleyerek şöyle der:
Çünkü, o seni terk etti ve hiç kimse onun tarafından terk edilmedikçe asla güvende sayılmaz. Yanında kaldığında güvenemeyeceğin, gittiğinde de seni üzecek olan kaderin varlığı senin için değerli mi? … dostlarının hangisinin güvenilir, hangisinin riyakâr olduğunu ayırıp gösteren, seni
Güzel bir Mayıs geçirdik etkinlikte. Resimler bir parça etkili oldu herhalde. Ben de yazarım demiştim ama olmadı, alıştım da hem yalan söylemeye artık :) Ama olsun , yine de keyifli bir ay geçirdik bu karantina dönemlerinde.
Ama şimdi normalleşip özgürleşiyoruz bir parça. Her şey daha iyi olacak diye umut edip işe gidiyoruz ve her şeyin gün geçtikçe daha kötü olduğunu görüyoruz. Evet, umudun zirveye çıktığı Haziran’da, bu ölümler ayında, başka ne yapabilirim, daha fazla nasıl zorlayabilir, daha kâbus bir etkinlik nasıl yapabilirim diye düşündüm tabii ben de seslice.
Buldum ama sonunda. Öykü yazmak isteyenler, dünyanın en itici bilgelerden olan Konfüçyus’dan ilham alacak bu ay. Aşağıya bu yüce ve ukala insanın İnternette her yerde bulabileceğiniz 11 adet sözünü bırakıyorum. Bu ayki etkinliğe katılmak isteyenler kendilerine uyan, kafalarına yatan ya da nefret ettikleri bir sözün düşündürdükleri, hissettirdikleri, ya da ilgili her şeye dair bir öykü yazacaklar. Umarım yeterince saçma olmuştur bu ayın teması. (Bu arada unutmadan konuyla ilgili bir şiirimi de ekleyeyim buraya - #75095361:)
Evet 30 Haziran’a kadar aşağıdaki sözlerden birsi hakkında yazacağınız bir öyküyü paylaştıktan sonra yorumlarda bilgi verirseniz etkinliğe dahil ederim sizi de. (Etkinlik iletisi #75136876) Umarım Tolstoy’un “İnsan neyle yaşar?”ındaki öykülerden fazla çıkmaz. Gerçi çıksın da – çok önemli değil. Önemli olan yazıp rahatlamak, haziranı kazasız belasız bitirmek. İsteyenler için öykülerini isimsiz olarak paylaşabilirim eskiden beri yaptığım gibi.
Bu kadar herhalde, etkinliklere kimse yazmayana kadar devam edeceğim gibi görünüyor. Umarım o ay bu ay olmaz. Herkese iyi haziranlar.
Sözler:
--------
1. İnsanlar beni tanımıyor diye