ilgili resim no 8: hizliresim.com/Tli4qA
Fotoğrafçıyım ben. Böyle ilk cümlede de bunu yazınca pimi çekilmiş bombanın ne yapacağının sürpriz olmadığı gibi oldu ama neyse. Yazar değilim fotoğrafçıyım. Yani kelimelerle değil de anlarınızı anıya çeviren deklanşörümle ünlüyüm. Duvarlarda çerçevelerde yastık altlarında sergileyip sakladığınız o donmuş halinizi tuhaf ki yaşadığınız anlarınızdan daha çok önemsiyorsunuz. İyi de yapıyorsunuz, ben de ekmeğimi bundan kazanıyorum gerisi hikaye.
Fotoğrafçılık baba mesleği bizde. Daha doğrusu ata mesleği. Dedem başlamış ilk bu işe. Babam ne zaman ahaliyi toplayıp sofra başında konuşmaya başlasa dedemin işine nasıl da aşık bir adam olduğunu anlatır.
Ben dedemi tanımadım ama babamdan o kadar çok dinledim ki yani tanısam da yüzüne bakmazdım. Bazı şeyler bu hayatta detaylarıyla anlatıldığında tüm heyecanını kaybediyor. Dedeme karşı zerre merak yok içimde. Dedemden geriye tek bir fotoğraf var. Ciddi bakışının altında, biri dokunsa katıla katıla gülecekmiş gibi duran bir vesikalık fotoğraftan babama bakıyor. Duvarda asılı duran bu fotoğraf babam için, dedemden kalan onca anıyı canlı tutmaya yetiyor. Sadece babam için çünkü ailenin geri kalanları için dedemin fotoğrafı duvarda bir süs. Babam bir gün anlatmasa sussa, unutsa, duvardan inecek ve hiç asılmamış gibi kalacak. Babam da farkında sanki ha bire anlatıp duruyor.
Büyükannem, dedem fotoğrafçılığa başladığında karşı çıkmış. Şeytan işi bunlar iş mi kalmadı demiş. Tuhaf biriydi zaten büyükannem. Neyse dedem yıllarca dil dökmüş de yine de ikna olup tek fotoğraf çekilmemiş büyükannem. Kendi çekilmediği gibi kimseciklerin fotoğraflarını da eve sokmamış. Dedemin kendi fotoğrafları da hep dükkanında dururmuş. Babam hep anlatırken tıkanır burada bir aile albümü yok diye. Bir gece
Tekrar sayısı konusunda asırlardır tekrarlanan bir diğer başarılı formül de, olayları üç defa yapmaktır. Şair Robert Pry, şiir geleneğinde bir şiirin hiçbir zaman bir defa değil, üç defa okunduğunu söyler; birincisinde insan onu kavramaya çalışır, ikincisinde onu hissetmeye başlar, üçüncüsünde ise onun gerçek etkisini hisseder. Geleneksel peri masallarının hemen hepsinde, üç erkek kardeş, üç prenses, üç deneme veya üç yardımcı vardır. Bu üçlük her zaman mutlu sona varır ve bir tamamlanma hissi verir. Bu kalıpta büyük bir bilgelik gizlidir. Belki insan zihninin düşünme, duyma ve yapma şeklindeki üçlü doğasını da yansıtıyor olabilir. Hikaye anlatıcılarının her şeyi üçerli yaptıkları söylenebilir!
Ülkemizin dört bir yanı efsanelerle dolu. Nereye gidersek gidelim önümüze pıt diye biri çıkıp şunun hikayesini anlatmamı ister misiniz deyiverir. Birisi bize bir adamın kayaya dönüşünü, kuş olup nasıl uçtuğunu, yerin yarılıp koca koca köyleri nasıl yuttuğunu anlattığında ayrı bir anlam yüklüyoruz, kıymet veriyoruz oralara. Çünkü öyküsü olan şeyleri seviyoruz.
Anadolu böylesi söylenceleri bağrında taşırken elbet biri o bağırdan kopup gelecekti. Öyle de oldu. Yaşar Kemal doğdu. Anadolu'yu karış karış bilen adam.
Derdi var onun, bir amacı. Derdini de öyle bir anlatır ki gitmesek de görmesek de o dert bizim derdimiz olur. Çünkü yazmak için yazmaz zaten öyleleri de ondan nasibini almıştır. Yaşar Kemal halk adamıdır. Yüksek kesim için yazılmış övgüler bekleyemezsin. Yalnızca gözlem de yapmaz. Yaşantıya dahil olur. Yaşar da yazar.
İlk sayfaya adımımızı atar atmaz bir at karşılar bizi. Kır at. Bir saray atı. Gelip Ahmet'in kapısına konmuştur. At önemlidir. Bunu Dede Korkut'tan bu yana biliriz. Çok öykünün/romanın konusu olmuştur. At güçtür, murattır. Başı bağlı bir özgür ruhtur. Bilmediği bir kapıya neden gelmiştir. Neden durur, neden gitmez?
Bu at hikayeyi şekillendirir. Allah'ın hakkı üçtür. At üç kez bırakılır ve üç kez geri gelir. At kaderdir. Dönüşü olmaz. Atın sahibi artık Ahmet'tir.
Ahmet, Gülbahar, aşkın şahidi Ağrı Dağı, aşkın habercisi bir kır at ve ördü kader ağlarını...
İmkansızı dilemek. Kadere karşı koyabilir mi insan? Karşılaşmaları kader, kavuşamayacaklarını bilmeleri kader, atın Ahmet'i bulması kader. Yeni bir umut kader, derken karanlıklar yine kader. İmkan imkansızlık hep kader.
Adı üstünde efsane bu, aşksız olur mu? Aşkı da seviyoruz ya zaten. Dört yanımız sevenler, sevip de kavuşamayanlar, kavuşup da yaşayamayanlarla dolu. Hikaye bir aşk