Çoğu zaman düşünmüşümdür, hangisini bulgulamak daha kolay diye; Okyanusun derinliğini mi yoksa derinliği mi insan yüreğinin? Çoğu kez, direklerin arasında, düzensiz bir biçimde sallanırken ay, ben, elim alnımda, teknenin üzerine ayakta ve peşine düştüğüm amaçtan başka her şeyi dışlamış, bu zor sorunu çözümlemeye çalışırken yakalarım kendimi! Evet, hangisi daha derin, ikisinden hangisi daha ulaşılmaz: Okyanus mu yoksa insan yüreği mi? Otuz yıllık yaşam deneyimi belli bir noktaya kadar, dengeyi bu çözüm yollarından birinden ya da ötekinden yana bozabilirse, diyebilirim ki bu konuda bir karşılaştırma yapılacak olursa, derinliğine karşın insan yüreğinin derinliği ile boy ölçülemez okyanus. Erdemli insanlar tanıdım. Altmış yaşlarında ölmüştüler, ve hepsi de şöyle haykırmaktan geri duramadı: “Bu yeryüzünde iyilik yaptılar, yani hayır işlediler: Hepsi bu kadar, hiç de güç değil, herkes yapar bu kadarını.” Bir gün önce birbirine tapan iki sevgilinin, kötü yorumlanmış bir sözcük yüzünden, kin, öç, aşk ve acı dikenleriyle birlikte, iki ters yöne gitmelerini ve ikisinin de kendi yalnız gururlarına sarınarak birbirlerini artık görmemelerini kim anlayabilir?