Cuniçiro TanizakiGölgeye Övgü eserinde doğunun ve batının düşünce algısını, duyusal ve duygusal yapısını mimari ve ışık üzerinden anlatarak; iki kültürün ve tarihsel mirasın kendi coğrafyası ve zamanına etkisi anlatılmıştır. Buradan hareketle eser okuyucunun art belleği doluysa küçük bilgi demetleri sunarken, eğer dolu değilse sadece dil ve anlatım olarak sade bir eser okumakla yetindiği söylenebilir.
Eserde yer yer batı-doğu çatışmasını bilim-mistisizm üzerinden değerlendirmeye tabii tutacak noktalar bulunabilirken; bir yandan da Japon kültürünün sadeliği, nezaketi ve mirasi zenginliği hakkında nüveler sunmaktadır. Bu sunuşun okuyucuya olan etkisi zihinsel bağlamda düşünüldüğünde coğrafyanın, sanata-mimariye olan etkilenimleri de görülmektedir.
Sonuç olarak; Cuniçiro TanizakiGölgeye Övgü eserinde hem bir çatışmayı anlatımı sağlarken hem de japon kültürünün sadeliği biçiminde kale almıştır. Böylelikle yazar kendi köklerinin izinden giderek baskın, dominant ya da soğuk bir dil yerine sade, stabil ve betimleme olarak yoğun diyemeyeceğimiz bir eser ortaya koymuştur. Bu sakinlik ve durulukta yine Japon kültürüne atıf olarak algılayabiliriz.
Mao ZedungPartinin Çalışma Tarzını Düzeltelim eserinde sosyalist kominist bir çin devleti kurmanın temellerini, tarihsel yargılamalarını ve metafiziksel çöküşlerini siyasal bir dille çözümleyip kaleme almıştır. Bu bağlamda eser günümüz Çin devletinin nüvelerini barındırmaktadır.
Özellikle eserde aklın ve bilimin öncülüğünde yapılan devrimler ve bu devrimlerin ışığında köklerinden sökülen bir halkın despotik bir rejimin suntasındaki anevrizmalarının temel noktaları görülmektedir. Bu bağlamdan hareketle Mao Zedung'un sosyalist ve komunist anlayışının aslında bir diktatörlük olduğu da görülmektedir. Eser kültür ve tarım devriminin sonuçlarından hiç bahsetmese dahi; kültür devriminin halkın kendi tarih, inanç ve yaşayış bağıntısından koparılmasının gerekliliklerini de anlatmıştır. Hatta Konfüçyüs felsefesinin ve kutsal inanışların tahribat edilmesini bilim ve akıl şemsiyesinin altına sığdırarak; kendi maddi düşünce dünyasına bir realite inşa ettiğini söyleyebiliriz.
Sonuç olarak; Mao ZedungPartinin Çalışma Tarzını Düzeltelim eserinde Karl Marx, Vladimir İlyiç Lenin, Lev Troçki gibi hem siyasi hem de fikir insanlarının düşünce dünyasını eylemsel ve teorik olarak benimseyerek; yeni bir Çin devleti kurmuştur. Buradan hareketle de fikirlerin hayata geçmesi için pazuların gücüne dayandığı realitesi kendini açığa çıkarmıştır.
Küçük İskenderGalileo'nun Pergeli eserinde imgelemin gücüyle birlikte duyguları ve modernist kavramları birleşiminden hem kısa öyküler hem şiirler hem de aforizmalar üreterek okuyucunun anlam dünyasına yeraltı edebiyatının nüvelerini de kullanarak kendi dil eksenini tohum olarak bırakmıştır. Buradan da anlaşılacağı üzere kitap hem yeraltı hem de yer yer romantizm ve realizm akımlarını da göstererek bir harmoni okuma hissi oluşturmaktadır. Bu harmonide sadece bazen kulak tırmalayıcı cümleler olsa da genel itibariyle güzel ve anlamlı bir eser kendini göstermektedir.
Jean-Paul SartreSartre Sartre'ı Anlatıyor kendi düşünce ufkunun oluşum temellerini, eserlerini ve hayatının sekansları hakkındaki bilgileri röportaj havasında bir anlatıyla soru-cevap şeklinde okuyucuya aktarmıştır. Bu aktarımda seçilen soruların inceliği ve sezinlenişi; Jean-Paul Sartre'nin varoluşçuluk kavramının hem görüngüsel hem de kökensel yapısına dair anlam ve mana diyagramı biz okuyuculara anlatmıştır. Özellikle eserin soruları ve sorulara verilen yanıtlardan hareketle Jean-Paul Sartre hem politik hem de eylemsel durumu üzerinden net figür ve şema çizebilmekteyiz. Bu şemadan hareketle düşünürün hem dönemini hem de kendinden sonra gelecek düşünürleri etkisi altına alındığıda kaçınılmaz bir biçimde kendini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda hareketle eser hem bir otobiyografi hem de kendilik eleştirisinin yer yer göstergelerini barındırmaktadır.
Sartre Sartre'ı Anlatıyor eserinin politik duruşunun anlatılan yerleri göz önünde tutulduğunda Jean-Paul Sartre'nin Karl Marx'ın etikisini de görmekteyiz. Bu etkiyi de tarihsel sahnede yeri olan figürler ve yönetimler noktasındaki örneklerle anlatısını günçlendirmiştir. Bu güç bize aynı zamanda dönemin yazar gözündeki siyasal havasını okumamıza yardım etmektedir.
Sonuç olarak; Jean-Paul SartreSartre Sartre'ı Anlatıyor eserinde kendiliğinin temellerini oluşturan şeyler üzerinden hem kendini hem de kendiliğini oluşturan kavramların kendi dünyasından hareketle devşirilerek yeni bir anlam ve mana dünyası kazandığını anlatmıştır. Bu anlatımla birlikte kavramların kazandağı yeni kimliklerle yaşama eylemindeki karşılıkları öncelikle yazarın kendi davranış hayatındaki yerinden hareketle sağlamıştır. Kısacası kavramlar önce yazarın kendi hayatında cisimleşerek yazarın eserlerinde ruha bürünmüştür.
Simone de BeauvoirBen Bir Feministim adlı eserinde daha önce yazmış olduğu Kadın - İkinci Cins 1 adlı yapıtındaki temel dinamikleri anlatımını sağlamıştır. Bu anlatımda röportaj havasında geçmesi ve yer yer Jean-Paul Sartre ve Albert Camus bahsetmesi de modern ve postmodern bir dünyanın 'eril-dişil' düzleminde kadının sıfatları ve yüklemleri tartışılmıştır.
Simone de Beauvoir 'kadın' kavramını tüm sıfat ve yüklemlerinden arındırarak 'kadın eşittir insan' tanıtımı üzerinden bir evren kurmaktadır. Bu evrenin oluşsallığını sağlayacak denklemler düşünüldüğünde de 'eril' bireyin, yönetimin ve sistemin çizmiş olduğu kamusal kadın kimliğinin yıkılmasını istemiştir. Kadın kimliğinin sadece bedensel bir 'özne' olmadığını açıklamaya çalışan Simone de Beauvoir, toplumsallığın tabularındaki kadın formu yerine 'gerçek' kadın yani tüm sıfatlarından ve yüklemlerinden arındırılmış sadece insan olarak kadın olmayı savunmuştur.Buradan hareketle de feminizmin önder ve ilerici bir kuramcısı ve savunucusudur.
Ben Bir Feministim eserde yer yer 'eril' düzenin birey, toplum ve kadın üzerindeki olumsuz tasavvurlarına değinirken ve bu değinme noktlarını Jean-Paul Sartre'nin de destek çıkmasıyla daha oturaklı bir biçemde kendi düşünüşünün onayını hem kendinden de hem de eril bireyden almıştır. Peki bu onama nedir? Asılda Simone de Beauvoir buna ihtiyacı varmış hissi düşüncesi ve eylemsel bağlamda ihtiyacı yok gözükmektedir. Ancak Simone de Beauvoir tanınma ve geniş kitleye ulaşma noktasında Jean-Paul Sartre omuzlarına dayanmıştır diyebiliriz. Lakin bu dayanma körü körüne değildir. Yeri geldiğinde Jean-Paul Sartre eleştirilerini katışıksız ve saf bir yargılamayal hem nesnel hem de öznel bağıntılarla sunmuştur.Diğer bir açıdansa Simone de Beauvoir kadn ve aile tandeminde iki kutbunda normlar ve dayatmalardan arındırılmasını hatta yıkılmasını vaaz etmiştir. Bu vaazdan hareketle düşünürün savı modern çağ ve postmodern çağda net bir
Ben Bir FeministimSimone de Beauvoir · Kadın Çevresi Yayınları · 1986191 okunma