“Her duygusal ilişki aslında bir saldırganlık ihtimali taşır, insan ne kadar çok kişiyle yakın ilişki kurarsa o kadar çok tehlikeye de maruz kalabilir.”
Kitapta Macar bir yazar kadının aynı topraktan yetişmiş bir kapıcı kadınla ilişkisini anlatıyor. Kapıcının adı Emerenc. Yazar kadın ise gerçek yazarımız Magda'nın ta kendisi. Yazar'a bir yerde Magduşka diye seslendirmesi ile teyit ediyoruz bunu. Olay örgüsü kitaba hız kazandırıyor, o kısım da çok güzel fakat ben duyguları anlama, algılama ve yaşama, yorumlama biçimlerine bayıldım.
Emerenc'in farklı bir yaşam tarzı var, farklı bir sevme biçimi, farklı bir şekilde değer verme ve değer görmeyi isteme biçimi. Alışılagelmişin katmanlarca dışında..
Biz neden duyguları, ilişkileri -bildiğimiz yollardan geçmezse- o duygu saymıyoruz. Neden bu kadar kendimize subjektifiz. Bir öfkenin aslında üzülme, bir tepkisizliğin ise çok yoğun sevinmekten ne yapacağını bilememe hâli olduğunu düşünemiyoruz.
Mesela Emerenc kitabın bir yerinde üvey babasından bahsediyordu, Emerenc'i dövüp tarlaya çalışmaya gönderişini anlatırken 'sakın yanlış anlamayın, kötü biri değildir' diyordu. Açıklıyordu sonra o şöyle bir insandır, kötülüğümüzü istemezdi, şundan şundan böyle yapardı. Nasıl kötü olmaz Emerenc diyesi geliyor insanın, iyi olabilir mi küçücük çocuğu dövüp çalıştıran insan? Evet olabilir. Hayatta kusursuzluk var mıdır ki bir davranışı etiket olsun.
Benim en çok yaptığım hata burası. Hala içinden çıkamadığım ilişkiler var bu yüzden.
Nasıl anlamazsın diyordu kitapta Emerenc, nasıl olur da anlamazsın sana ihtiyacı olduğunu, seni beklediğimi, onun ne istediğini... Magda soruyor aslında bizlere Emerenc'in ağzından, "Nasıl anlamadın sevdiğinin seni istediğini, seni beklediğini, sana ihtiyacı olduğunu, hiç mi anlamadın, onu hiç tanımadın mı? Yazık!