Söylediklerini hem çok iyi anlıyor, hem hiç anlamıyordum. Haklıydı haklı olmasına da, bütün bunlara karşı çıkmayı hiç düşünmemiştim ben. Küçük bir işçi kız neye, ne kadar ve nasıl karşı koyabilirdi? Hem neyi değiştirirdi ki karşı koymak? Yazgısına boyun eğmeye razıysa eğer, yaşadığı şu hayat yazgısı değil de neydi?
Kısacası Arif Hikmet Bey adamlarının (işçileri ce ailelerini de adamlarından sayıyordu) tek başlarına kalmalarına, yalnızlıklarına, kendi dünyalarına çekilmelerine meydan vermemek için elinden geleni yapıyordu. Bir insanın tek başına kalıp, düşünmesinden doğabilecek sakıncaları çok iyi biliyordu.
Sanırım, o andan sonra hep sıkıldım, hep boğuldum. Ama bunun çok sonra farkına varacaktım. Kavuştuğum, gördüğüm, sahip olduğum onca önemli şeye, zenginliğe karşın hep boğuldum., hep sıkıldım. O ilk andan sonra hiçbir şey sevinç dolu şaşkınlıklara yol açmadı, yüreğim mutlulukla kabarmadı. Hiçbir şey olağanüstü, güzel, eşsiz gelmedi bana; yalnızca sürekli bir olağandışı durum yaşadım. Gördüklerime, tanıdıklarıma, yaptığım işe, her şeye yabancıydım, ilgisizdim. Sık sık duyduğum şaşkınlık, hayranlıktan değil, bir türlü yenemediğim yabancılığımdan ileri geliyordu.