Sözgelimi çayır-çimen işliyorsun. Oyanın biri bitiyor, öteki başlıyor. Elinde koyu yeşil iplik, açık yeşil boncuklar... Oh, ne güzel çayırlık, çimenlik, diyorsun. Çıplak ayaklarla otlara basmak...koşmak koşmak... Ama oya bitiyor, hiçbir şey olmuyor, ötekine başlıyorsun. Gene bir şey olmuyor. Bütün çevre bitiyor sonra. Sen yalnız istediğinle kalıyorsun. Hem nerde çayı nerde çimen? Hani nerde? Oya işlemezsen aklıma ne çayırlar ne al güller ne de yüzümü bile kızartmayan o ayıp şeyler gelir. Bir gün yağmur yağsa diyorum... Tam ben sokaktayken. Etime kadar ıslansam... Eve öyle dönsem. Kimseler görmeden odama çıksam... Yatağıma uzansam. Üstümü filan çıkarmadan, öylece ıslak ıslak..
Boyuna o çok güzel, o çok ayıp adları sıralıyordu. Oyalar öyle güzel, öyle güzeldi ki Halim! Acaba ayıp sandığımız şeylerin hepsi hepsi de güzel midir sence? Söylesene... Bizim kasabada neden hiç al güller açmaz?
Su hayatımızın başladığı yer. İlk matrisimiz. Suya girmek, geleceğe değil geçmişe dönmek, dışa değil içe açılmak, yapmak değil olmak, eylem değil benlik ve benlikle bağ kurmak, hayatın başladığı ilk yere. Anne'ye dönmek. Bu Anne, kendi annemiz ya da bir kişi değil.
Nöroloji bilimi, tepkilerimizin sadece yüzde 5'inin bilinçli olduğunu ortaya koyuyor. Bu yüzde 5, ön beyinle ilgili. İnsan davranışlarının ve tepkilerinin yüzde 95'i otomatik. Psikoloji ve bundan ayrı olarak psikoterapi dediğimiz şey, otomatikleşmiş tepki ve davranışlarımızın farkına varma üzerine kuruldu. "İyileşme", ancak bu otomatik davranışın işleyişini fark ederek ve onu artık otomatik olmaktan çıkararak mümkün. Yani iyileşme ön beynimizi kullanarak gerçekleşiyor. Bilinçdışımızdakini bilinçli hale getirerek.