Yalnız insanlarla ilişki kurmak da yeterli değildir. Aynı zamanda, birtakım deneyimler edinmiş olmak da gerekir, insan tabiatını tam olarak, doğru bir şekilde değerlendirebilmek bugünkü yetersiz eğitim sistemimiz yüzünden ancak bir grup insanın ulaşabileceği bir şeydir. Bunlar da ya ruhsal hayatın girdabı içerisine bir zamanlar düşmüş olup da onun her türlü hata ve yanılmaları ile içlidışlı olmuş, ama kendilerini bu girdaptan kurtarmayı başarabilmiş kimselerdir; ya da böyle bir girdaba çok yaklaşmış ve akıntıya kapılmalarına ramak kalmış olan insanlardır.
Başka bir insana karşı takındığımız tavır, bütünüyle, o insanı ne şekilde, nasıl anladığımıza bağlıdır; bu bakımdan, başkalarını anlamak, sosyal ilişkilerin temelinde bulunan zorunlu bir şart olarak görünmektedir.
Başka insanlarla yeterince ilişki kurmak imkânını bulamadığımız için onlara düşman oluyoruz. Onlara karşı davranışımız çoğu zaman hatalıdır; vermiş olduğumuz yargılar genellikle yanlıştır; çünkü insan tabiatını gerektiği gibi anlayamıyoruz. İnsanların birbirlerini fark etmeden birbirlerinin önünden gelip geçtiklerini, birbirleriyle ilişki kuramadıklarını, çünkü yalnızca toplumda değil ailenin dar çevresi içerisinde bile birbirlerine yabancı olarak kaldıklarını söylemek, sık sık tekrarlanan bir gerçeği dile getirmektir.