Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum. Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun. Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın
Çocukken sokağımızda bir havagazı lambası vardı. Gündüzleri söndürmeyi unuturlardı. Etrafına yabancı, yalnız kendi bildiği bir şeyi bekler gibi öyle yanar dururdu; dalların yaprakların arasında. Sakın öyle bir şey olmayayım?
Sarıldı… Yüreğine, yürek atışlarına, soluğuna sığınmak istedi. Bütün soğuklardan korumalı beni, şimdi ve sonra. Üşümeleri engellesin, yürek atışları, soluğu, sadece varlığıyla ya da.
Haberin var mı taş duvar? Demir kapı, kör pencere, Yastığım, ranzam, zincirim, Uğrunda ölümlere gidip geldiğim Zulamdaki mahzun resim. Görüşmecim yeşil soğan göndermiş. Karanfil kokuyor cigaram Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...