"İstanbul'da sahaflarda Muzaffer Ozak Hoca'nın sürekli müşterisi haline geldim. O da anladı benim kitap düşkünlüğümü. Dükkanının üst kısmı vardı. Kimseyi kolay kolay yukarı bırakmazdı. Ama bana, "Sen yukarıya çık, bak, seç, karıştır" derdi. Bazen de "Sen şunu al, sana lazım olur" derdi. Çok insaflı bir adamdı. Paran olmasa, al götür, der, parasız da verirdi. Çok hoşgörülü bir insandı"
"Babam çiftçiydi. İkinci mesleği de celepçilik. Hayvan alışverişi ile meşguldü. Babam rahmetli okuma yazma bilmezdi, annem de öyleydi. Bir yaşında falan yetim kalmış babam. Kendi gayretiyle ayakta durmaya çalışan bir adamdı. Çok çalışırdı. 1954'te kasabadan, Ladik'ten bir ev alma imkanı buldu. Bana, "Buraya, kasabaya seni hâfız yapmak için göçtüm" derdi. Camiden, cemaatten kopmayan bir insandı. Rahmetli anacığım derdi ki; "Babanın üzerine güneş doğmadı, ben bildim bileli"
Kütüb-i sitten yoksa konuşma, her hadis stratejiktir..."Elif Matbaası'nda Süleyman Ateş Bey'le karşılaştım. O da o zaman Diyanet Gazetesinde İsmail Cerrahoğlu'nun bıraktığı tefsir sayfasını yazıyordu. Ben de şimdi onun karşısındaki hadis sayfasını yazacaktım. Selamlaştık. "Hocam" dedim, "Sizinle sütun komşusu olduk". Süleyman Ateş, "Ne demek o?" dedi, sert bir şekilde. "Diyanet Gazetesinde siz tefsir sayfasını yazıyorsunuz, bana da orada hadis yorumları yazmamı söylediler. Şimdi onu deneyeceğiz. Ama ben stratejik hadisleri yorumlayayım diye düşünüyorum" dedim. "O ne demek?" dedi. "Stratejik hadis ne demek?, Bütün hadisler stratejiktir" dedi. "Peki, Kütüb-i sitten var mı senin" diye sordu. Sert sert konuşuyor. "Yok hocam, elimdeki kitaplardan seçeceğim" dedim. "Olur mu öyle şey? Kütüb-i sittesi olmayan adam hadis sütununu nasıl yazar?" dedi. Böyle bir fırça attı bana."
"Her hafta mutlaka bir kitap alırdım küçük veya büyük. O kitabı kendim okur, son mütalaa saatinde arkadaşlara kitabı anlatırdım veya bir arkadaşa veririm "sen şunu oku, sen anlatacaksın" derdim. Okumaya bir hayli meraklıydım. İmam-Hatip Okuluna geldiğimde birinci sınıfta 30 roman okudum. Tarihi romanlardı. Dersler hafif geliyordu...Bu durum ayrıca benim yazı yazma merakımı da kamçılamaya başladı. İmam Hatip Okulu 3. sınıfta ilk yazımı Kayseri Hakimiyet Gazetesi'ne gönderdim. Abdullah Satoğlu diye bir zat çıkarırdı gazeteyi. O da yazıyı gazetenin birinci sayfasında yayınladı, başyazı gibi. "Biz ve Ceddimiz". Yazı hâlâ dosyamda duruyor"