Bu incelemeyi okusanız kıyamet mi kopar?
İncelemeyi okuyupta eleştirseniz nolur sanki? Hahaah
Namık Kemal 'in kaleme aldığı döneminde çalkalanmalar yaşadığı Vatan Yahut Silistre de konu kısaca şöyle, Vatansever İslam Bey Silistre’yi savunmak için gönüllü olarak orduya katılıyor. Gitmeden önce de sevdiği kız olan Zekiye ile vedalaşıyor. İslam Bey'e öyle aşık ki, arkasından gitmeye karar veriyor fakat bunu erkek kılığına girerek yapıyor adını da Adem koyup gönüllüler ordusuna katılıyor.
"Bilir misin, bence vatan imanla beraberdir. Vatanını sevmeyen Allah'ını da sevemez."
Sayfa 39
Namık Kemal 'i zindanlara, sürgünlere gönderseler de susturamamalarının sebebi tam olarak bu sözdeki tutkudur. Adam vatanı bir toprak olarak değil ruhunun bir parçası olarak gördüğü için onu savunmayı dini bir sorumluluk, kutsal bir görev olarak kabul etmiş.
Garip Olan Şudur Ki,
Bu oyun 1 Nisan 1873'te İstanbul'da Gedikpaşa Tiyatrosu'nda ilk kez sahnelendiğinde, salonda bulunan halkı o kadar coşturmuştur ki seyirciler "Yaşasın vatan!" sloganlarıyla sokaklara dökülmüştür. Bu büyük milli heyecan ve yarattığı politik etki nedeniyle dönemin yönetimi oyunu yasaklamış ve yazarı Namık Kemal’i Magosa’ya sürgüne göndermiştir.
Her devlet vatanını seven dilinden düşürmeyen millet ister oysa ki...
Çünkü,
O zamanın padişahı Sultan Abdülaziz, tiyatrodan sonra toplaşan halkın bu şekilde plansızca bir araya gelmesini ve tek bir ismin arkasında toplanmasını tahtı sarsabilecek bir isyan veya ihtilal provası olarak görmüştür.
Osmanlı'da "vatan" ve "hürriyet" yeni kavramlardı. Saray, vatan fikrini "padişaha bağlılık" yerine "toprağa ve millete bağlılık" olarak yorumladığı için, bu düşüncenin mutlak monarşiye (tek adam yönetimine) karşı bir başkaldırı yaratacağından endişelenmiştir.
Namık Kemal zaten padişahın yetkilerini sınırlayacak
Hırsın insanı nasıl bir çöküşe sürüklediğini anlatan Macbeth, tıpkı Hamlet gibi beni kendine hayran bırakan muazzam bir tiyatro eseridir.
William Shakespeare benim için öyle bir yazar ki onu bir kez okuduğunuzda diğer tüm eserlerini de büyük bir arzuyla okumak istiyorsunuz bu yüzden bir sonraki durağım kesinlikle Othello olacak.
Hamlet incelemesinde de ( #301244067 ) dediğim gibi yine ve yeniden söylüyorum arkadaşlar
"Shakespeare okumayan ne anlar şiirden." :)
Çünkü Shakespeare, benim gözümde şiirin babasıdır net...
Sizi içine çeken o büyüleyici kelimeler, kusursuz olay örgüsü ve satırlara sinen ilahi adalet kavramı, bizi hayatın tam kalbinden buraya bağlıyor.
Macbeth hırsın hiçbir alemde iyilik ve hikmet getirmeyeceğini, suyun er ya da geç akıp yolunu bulacağını ve dünyanın terazisinin ilahi adaleti her zaman doğru tartacağını ince ince işlenmiş bir nakış gibi anlatan muazzam ötesi eserdir.
Son olarak İş Bankası Kültür Yayınlarına, çevirmen rahmetli Sabahattin Eyüboğlu na ve Cevza Sevgen'e sonsuz teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Bir kitabı okurken aklımızda hiçbir soru işaretleri kalmaması için bir çok açıklama yaparak o tiyatro sahnesini resimlerle okurun zihnine yerleştirdi ve okur Macbath'i okurken kafasında ki o bazı yerleşmeyen yerleri kökünden çözdü.
---------------SPOILER-----------
Evet, Macbeth’e gelecek olursak olay örgüsü genellikle Macbeth ve karısı Lady Macbeth üzerinden anlatılıyor bu da bizi, hırsın ve güç tutkusunun karanlık tarafına daha yakın hissettiriyor.
Macbeth ve Banquo, bir gün üç cadıyla karşılaşırlar. Cadılar Macbeth’e bir gün İskoçya Kralı olacağını söylerken, Banquo’ya ise soyundan gelenlerin kral olacağını söyler. Macbeth bu kehanetlere inanır ve karısı Lady Macbeth’in de kışkırtmasıyla İskoçya Kralı Duncan’ı
Savaş Sanatı nı kargo bedava gelsin diye sepete eklediğim bir kitaptı, yani merak ve ilgi duyduğumdan almadım açıkcası...
Tarzım dışı fakat ilgimi çekmeyi başardı...
Bazen, tarih kitapları okuma veyahut da tarihi sevecek herhangi bir vesile sağlayacak bir işaret bekledim ama ne yazık ki tarihi, savaşları, siyaseti ve türevlerini bir türlü sevemedim.
Belki de bu kitap tarihi okumak belki de sevmek için bir adım dı bana...
(Gerçi bana, 'Bu bir savaş nasıl yapılır kitabı, tarih kitabı değil.' Diyebilirsiniz, haklısınız. Fakat tarihin bir parçası olarak gördüm. Sizde öyle varsayın)
Neyse dostlar, Savaş Sanatı şöyledir böyledir demeye gerek yok zira tarih hakkında çok da bir bilgim yoktur. Uzun uzdaya tartışabilecek düzeyde olmadığımı düşünüyorum. Ama oldu da bir gün tarih kitaplarına heves ederim işte o vakit buraya hakiki bir inceleme yazarım. :))
Teşekkürler, iyi okumalar herkese♡
13 Öykü ve 4 Masaldan oluşan bu Öykü kitabı zamanın behrinde yasaklanmıştır ve sebebi öyle bariz ki... Fazlaca insana edilen adaletsizlik, kandırmacalar, sınıfsal eşitsizliği perişanlığı ve daha fazlasını anlatıyor. Bazı öyküleri okurken ben strese girdim ve maalesef ki Türkiye bunları yaşadı, okuduğum şey beni böyle stres ediyorsa o yaşayanlar nasıl yaşamışlar diye de sorgulatıyor gerçekten.
Portakal Öyküsü, kurulu düzenin ne kadar adaletsiz olduğu, sınıfsal ayrımın yürek burkan tarafını anlatırken,
Katil Osman'da ise kendisine konulan lakabın dönüp dolaşıp kendi kimliğine bürünmesini,
Bahtiyar Köpek Öyküsünde ise karnı tok, sırtı pek, lüks içinde yaşayan bahtiyar fakat özgürlüğünden bihaber köpekleri anlatıyor.
Ve beni gerçekten strese sokan ve bunlar gerçekten de yaşanmış diyip şaşırdığım, Böbrek ve Cankurtaran Öyküleri..
Bu öykülerde sağlık hizmetlerinin eşitsizliğini ve köylünün devlet dairesindeki, hastane kapısındaki yalnızlığını anlatıyor.
Öyküde, doktorların hastayı iyileştirmekten ziyade bir gelir kapısı olarak görmeleri, gereksiz tahliller ve bitmek bilmeyen muayenelerle yoksul insanın elindeki son kuruşu da almaları yürek burkuyor, gerçi şu zaman da da özel hastanelerde oluyor mu pekala oluyor. Yürek burkan tarafı da işte burada..
Çirkince öyküsünde ise, Çirkince de yaşayan mutlu, huzurlu, düzen içinde ki Rumların yerine gelen Türkler'i anlatıyor.
Rumların bu köyü sıfırdan inşa edip bir düzen kurduğu vurgulanırken yeni gelenlerin (Kavala'dan gelen tütüncülerin yani Türklerin) zeytincilik ve bağcılık gibi uzun vadeli emek isteyen işlerde henüz aynı ustalığa ve titizliğe sahip olmaması bir gerileme gibi gösteriliyor.
Fakat burda anlatılmak istenen Türkleri kötülemek değil, bir kültürün kopuşunu ve yerine yenisinin tam oturamadığı o geçiş dönemini
Öğretmen olmanın gayesini anlatan bu kitap için rahmetli Doğan Cüceloğlu ve sevgili İrfan Erdoğan hocalarımıza teşekkür etmek istiyorum.
Güzel sohbetleriyle Öğretmen Olmanın tattırdığı o hazzı tekrar aldım ve her öğretmenin ve öğretmen adaylarının okumasını da tavsiye ederim.
21 başlıkla bize Türkiye de öğretmenleri anlattı. Öğretmen kimdir, nasıl olunur, Eğitimde çevre, aile, toplum, öğretmen-öğrenci ilişkisi ve daha birsürü başlıkla nasıl lider öğretmen olunur onu anlattı.
Ama bu kitabı bitirip de şundan bahsetmemek olmaz. Öğretmenlik yapanla, öğretmen olan arasında çok büyük farklar varmış ve umarım ki tüm öğretmenlerimiz vr öğretmen adaylarımız, öğretmen OLMAK yolunda ilerler.
Öğretmen OlmakDoğan Cüceloğlu · Final Kültür Sanat Yayınları · 20138,5bin okunma