Bana kalırsa inanç (insanın en güçlü silahı olan) düşünceyi dışlamaz ama ne yazık ki inananların pek çoğu bilimden (ve bu arada psikolojiden) o denli korkmuş görünüyor ki ezelden beri insanın kaderine hükmeden gizemli psişik güçlere karşı gözlerini kapatıyor.
Şüphesiz insanın hayatına bir anlam veren ve evrende kendine bir yer bulmasını sağlayan genel düşüncelere ve inançlara ihtiyacı vardır. İnsan bir anlamı olduğuna inandığı sürece dayanılmaz acılara katlanabilir; böyle olduğu halde bütün talihsizlikler onu bulmuşken "bir aptalın anlattığı bir masal"ın içinde yer aldığını kabul etmek zorunda kalırsa yıkılır.
İnsan (yalnızca ve yalnızca) bireyleşme süreci tamamlandığı, bilinç ve bilinçdışı barış içinde bir arada yaşamayı, birbirlerini tamamlamayı öğrendiği zaman, bütünleşmiş, sakin, verimli ve mutlu olur.
Olabildiğince akıllarını hiç kullanmayan şaşırtıcı sayıda insan olmasına ve yine en az onlarla eşit sayıda aklını kullanan ama şaşılacak kadar aptalca kullanan insan olmasına her zaman şaşırmışımdır. Aynı şekilde pek çok akıllı ve uyanık insanın sanki duyu organlarını kullanmayı hiç öğrenmemişler gibi (bir insan bunu ne kadar başarabilirse tabii) yaşamalarına da hayret etmişimdir. Bu insanlar gözlerinin önündeki şeyleri görmez, kulaklarına gelen sesleri duymaz ya da dokundukları ya da tattıkları şeyleri hissetmezler. Bazıları kendi bedenlerinin ne durumda olduğunun farkında olmadan hayatlarını sürdürürler.