-sanırım yaşamaya bile üşeniyorsun.
-öyleyim sanırım.
-peki özellikle sevmediğin şey ne?
-her şey. bu aralıksız koşuşturma, sıradan tutkular, açgözlülükler, birbirinden üstün olma arzusu, dedikoduculuk, insanı baştan aşağı süzmeler...
oblomov
Bu kitabı baştan sona satır aralarında kat eden düşünce şöyle toparlanabilir: eğer her ülkeden, her durumda, her inançta insanlar bu kadar kıyıcı katillere dönüşebiliyorsa, her çeşitten bağnaz çıkıp kendisini bu kadar kolayca kimlik savunucusu olarak kabul ettirebiliyorsa, bunun nedeni, kimlik konusunda bütün dünyada hala ağır basan "kabile" kavramının böyle bir sapmayı desteklemesidir; geçmişteki çatışmalardan miras kalan ve içimizden pek çoğunun daha yakından inceleyecek olsa reddedeceği, ama alışkanlık yüzünden, hayal gücü kıtlığından ya da boyun eğme yüzünden istemeyerek bağlı kalmayı sürdürdüğü ve böylece yarın öbür gün açıkça sarsılacağımız dramlarda payımızın bulunması sonucunu getiren bir kavram.
Atatürk’ün yapmak istediği ve medeniyetten kastı; birbirlerinin fikirlerine tahammül edebilen, birbirlerinin fikirlerini eleştirerek, gözlem ve mantığa dayalı eleştirilerle geliştirmeyi bilen bir toplum yaratmak..
...Lenf düğümlerini aldıkları için dolaşım sistemi bundan etkilenmişti, burnu ise bir şekilde olması gereken yerden başka bir yere kaymış ve üç kat büyümüştü, gözleri de değişmişti artık, ikisi farklı taraflara bakıyordu, benim aşina olmadığım bir ışık vardı içlerinde ve bir de sanki o gözlerle bakan kişi kocam değil de bir başkasıymış gibi bir ifade yerleşmişti gözlerine. Sonra tek gözü tamamen kapandı....Peki benim cidden korktuğum şey neydi dersiniz? Bir tek, bir tek kendisini görmesini istemiyordum...Kendisini bu şekilde hatırlamasını istemiyordum..