Petrarca’nın Müslümanlarla ilgili her şeye duyduğu nefretin bir diğer kaynağı, skolastisizme duyduğu nefret olabilir;²²¹ skolastisizm ağırlıklı olarak Arapça yorumcularla birlikte düşünülen bir yöntemdi, fakat Petrarca’nın hassasiyetlerini, daha çok onun Batı şovenizmi ve Roma (ve bazen de Yunan) mirasına duyduğu sevgi şekillendirmiştir. On beşinci yüzyıl hümanistleri skolastisizmin hümanizmle ilgili faydalarını ve problemlerini tartışmaya devam ettiler; Yunanca metinler ve yorumlar tam olarak ulaşılabilir hale geldiğinde Arapça metinlerin de incelenmesine negatif yaklaşmaya başlandı. Fakat bir hümanistin skolastisizmi ve İslam bilimini övmesi veya kınaması, onun Müslüman dini ve kültürüyle ilgili duruşunu yansıtmak zorunda değildir.²²²
Yunan bilimi Floransa hümanizminin önemli bir kısmını oluşturmaya başladıkça, eski çağ filozofları ve bunların Arapça yorumcuları artan bir popülerite ve saygı kazandılar. Bu durum, özellikle Yeni Platoncular için geçerliydi. Marsilio Ficino, araştırmalarında ağırlıklı olarak İslam filozoflarından, hekimlerinden ve astrologlarından yararlandı. Örneğin, Ficino’nun De Vitası, Ebû Maşer, El-Kindî ve İbn Sînâ gibi İslam bilginlerine, lehte referanslarla doludur. El-Kindî Hristiyandı**, fakat Ebû Maşer ve İbn Sînâ Müslümanlardır. Ficino, bir keresinde “bilge İbn Sînâ”ya atıfta bulunur; bir diğer referansında “favori otoritesi İbn Sînâ”dan söz eder.²²³ Ficino’nun İslam bilimine duyduğu heyecanı, eserlerinde Arapça kaynaklardan serbestçe alıntılar yapan arkadaşı ve meslekdaşı Giovanni Pico della Mirandola (1463-94) geçti. “İnsanın Şerefi Üzerine Söylev” adlı çalışmasını “Müslüman Abdullah”dan bir alıntıyla başlatır ve eser boyunca Fârâbî, İbn Sînâ, İbn Rüşd ve El-Kindî gibi diğer Arapça kaynaklardan yararlanır.²²⁴ Pico’nun Müslüman bilimine
Sayfa 273 - **El-Kindî hıristiyan değildi.·Kitabı okudu
Mehmed, Doğu Yunan'ın karşı gelinmez lideri olan Bizans'a son darbeyi indirmekle meşgulken, Georgios'un Türkler ve Hıristiyanlığın geleceğine ilişkin düşünceleri bir dönüm noktasından geçmiş görünmektedir. Georgios bu dönüm noktasını "Diktatörün Sonsuz Ünü Üzerine" adlı kitabında şöyle tasvir eder: “Bana göre, Tanrı’nın size bahşettiğinden daha büyük bir dünyanın yegâne hâkimi olma fırsatını bahşettiği başka hiç kimse olmamıştır, olmayacaktır da... Tanrı’nın size Konstantinopolis’i nasıl ihsan ettiğini işittikten sonra bu kanıya vardım. Çünkü harikulâde Aristoteles’in bize öğrettiği gibi, Tanrı hiçbir şeyi boşuna yapmaz.”
Açıkçası, İstanbul’un fethi Georgios’un Türkleri Tanrı’nın kırbacı olarak görme düşüncesini değiştirmesine yol açmıştı. “Tanrı hiçbir şeyi boşuna yapmadığından”, Mehmed’in böylesi bir başarıya ulaşmasına kozmik öneminden kaynaklanan nedenlerle izin vermişti. Bununla beraber, Georgios Tanrı’nın Mehmed’i yıkım vasıtası olmaktan ziyade pozitif bir amaç için seçip seçmediğini merak etmeye başlamıştı.