"İnsanlıktır bu... Kat kattır, en sağlam, en güzel mücevheri en alttadır, soydukça insanlığı, kabuğundan soydukça, bir kat, iki, üç, dört, beş kat, gittikçe aydınlanır insanlık, güzelleşir. Çirkin olan insanlığın en üst kabuğudur. Adam olan hem kendi kabuğunu, hem insanlığın kabuğunu durmadan soymaya çalışır. Soydukça ortalık aydınlanır, soydukça..."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Ve böylece ertesi güne başlarız tekrar.
Geçmişin aynı, yerleşik kurallarıyla.
Büyük, şiddetli neşelerden kaçabilseydik
Büyük acılardan da kaçabilirdik.
Yolunu kapatan taşın etrafından
Zıplayıp geçen kurbağa gibi."
Osmanlı toplumunda "kadının adı yok"tur. Yeri geldiğinde bugün eşcinsellik gibi tabu olan konulardan bile rahatlıkla bahseden Osmanlı entelektüelleri, enteresan bir şekilde kadınlardan hiç söz etmemektedir. Bu ketumluk yüzünden birçok Osmanlı padişahının annelerinin adlarını bile bilmiyoruz. Valide sultan aslında Valide-i sultan, yani sultanın annesi ifadesinin kısaltılmışı değil midir? Padişahın eşleri ve kız kardeşleri ise ancak doğurdukları şehzadeler veya evlendikleri paşanın önemine göre tarihe geçebileceklerdir. Tam bir "pater familias" düzeni! Eğer vakfiye gibi ikincil derecede kaynaklar ya da şu çok geveze Avrupalı seyyah ve diplomatların hükümetlerine yetiştirdikleri olmasa, bunların birçoğunun ismini ve hatta varlıklarını saptayamayacaktık. Bu kaynakların popüler tarih dizilerinin imdadına yetiştiğini de belirtelim ve Mahidevran ile Hürrem'in Harem'de saç saça baş başa birbirlerine girmelerini bize aktaran Venedik balyosundan (elçi) "grazie"mizi eksik etmeyelim.
Her gülüş bir yanaşımdır bir öbür kişiye
Birden iki kişiyi döndürür bir kişiye
Anılarından kale yapıp sığınsa bile
Yetmez yalnız başına bir ömür bir kişiye
~Özdemir Asaf