Beyaz zambaklar ülkesi, bataklık ülkesi finlandiyanin, geri kalmış küçük bir ülkeyken, bir avuç aydının çabası ile nasıl yaşanılabilir hale geldiğini anlatıyor.
Kitapta da anlatıldığı uzere halkın refahini yukselten, cahillikten kurtaran ve ülkeyi yaşanılabilir hale getiren en büyük etken eğitimdir.
"Ülke halkının en kalabalık ve önemli bir kitlesinin eğitimden yoksun bırakılması bir cinayettir. Devletin kendi kendini yıkması, yok etmesi demektir. (Syf 106)"
Eğitim sadece gençlere verilmez, aileye verilir, çiftçiye verilir, yediden yetmişe herkese verilebilir.
Önemli olan kimsenin kendini yetersiz görüp "ben ne yapabilirim ki tek başıma, ne önemim var ki" diye düşünmemesidir. Kunduracı, yumurtacı kendilerini küçük görmeyip daha iyisi için çabalamış, fabrikalar kurup işinde en iyisi olmuştur. Bu sayede hem kendileri zengin olmuştur, hem ülkeyi kalkındırmışlardır.
Yani sonuç olarak; kitabın verdiği etki güzeldi. İçimde bazı duyguların canlanmasına vesile oldu. Aslında bizler de çabalamalıyız. Daha iyisi için, en iyisi için.
Kendimizi geliştirelim dostlar, önce biz yeşerelim, sonra çevremizi yeşertelim. Umudumuzu kaybetmeyelim, guzel günler bizim elimizde.. ♡
Yeryüzü uygarlığı, kadını kadınların çizmediği daracık bir alana hapsetmek konusunda neden hiçbir konuda olmadığı kadar kararlı ve büyük bir dayanışma içinde? Niçin bütün dinlerde negatif ve şeytan enerjileri dişil özelliklere bağlanıyor da savaşları, soykırımlarını, silahları, bombaları kadınlar yaratmıyor? Neden imparatorlar, tarihçiler, şehirciler ve peygamberler hep erkek? Kadın kime göre eksik, neye göre tehlikeli, zayıf ve duygusal? Eğer ideal kadın modelinin yalnızca bir zevk, hizmet, itaat ve üreme makinesi olarak işlev görmesi ve sonsuza dek de böyle kalması konusunda uluslararası bir konsensüs varsa, neden kadının kafasına beyin, göğsüne kalp koyarak yaratılmış olduğu konusunda bir açıklama yapılamıyor? İnsan zekâsının mantık kadar duygudan oluştuğu neden yalnızca ‘yapay zeka’ söz konusu olunca hatırlanıyor? Aslında bir adıda ‘kadın korkusu’ olan bu şiddet hangi yüzyıla dek devam edecek? İnsanlığı daima ikiye ayıran bu zulüm barikatlarını kırmak ve bölücü nefreti yıkmak için kaç yüzyıl daha bekleyeceğiz? Kırılıyoruz, yok oluyoruz, kaybediyoruz. Çünkü aslında kazanan taraf yok! Çünkü ruhun cinsiyeti yoktur ve asıl üzücü olan da budur!”