Sabahleyin uyandığımda, güneşi bütün parlaklığı ve güzelliği ile görünce "Bugün onu göreceğim!" diye haykırıyorum. "Bugün onu göreceğim!" Artık gün için başka hiçbir dileğim yoktur. Her şey bu ümidin içinde eriyip gidiverir.
İçim dopdoluydu. Eski hatıraların yeniden canlanması bana sıkıntı vermişti. Gözlerim yaşla doldu.
"Kendi kendimize her gün şöyle demeliyiz," diye haykırdım, "senin dostlarına karşı görevin, onların neşesini kaçırmamak, onların mutluluğuna ortak olup onları daha mutlu kılmaktır. Onların ruhu coşkun bir sevinç içinde kıvranırken, derin bir acı ile inlerken, yüreklerine bir damla su serpebiliyor musun?
Hayatın en tatlı günlerinde kalbini kemirerek titizlendiğin zavallı tazenin artık ölüm döşeğine uzandığını gözünün önüne getir! Bitkin bir halde, sönmüş gözlerini semaya dikmiş, ecel terleri döküyor. Sen bir mahkum gibi yatağının yanında duruyorsun. Elinden bir şey gelmediği için parça parça oluyorsun. İçin eziliyor. Hastaya birazcık güç, bir damla şifa verebilsen, her şeyini feda edeceksin."
Bir kalpte kendiliğinden filizlenen temiz sevinçleri yok etmek için güç kullanan kimselere lanet olsun. Kaba ve ters insanların kıskançlıktan doğan sıkıntısının zehirlediği bir anlık sevincin yerini dünyanın bütün hediyeleri, bütün iyilikleri tutamaz.