Bir peyzaj için güneş ışığı neyse ,hayatın bütün olayları için de özgürlük odur. Onu elde etmemiş olan kişi hayatın tüm derin ve kalıcı zevklerinden mahrum kalacaktır.
Sosyal medyanın, instagram hikayelerinin bireyin iç dünyasını ve mevcut toplumsalı yok sayan kişisel gelişim uzmanlarından -veya şarlatanlarından- geçilmediği bir dönemde çok şey öğrendim bu kitaptan. Freud’dan başlayıp psikodinamik kuram ve terapi uygulamalarının farklı ekol ve isimleri arasında tarihsel bir gezintiye çıkıyorsunuz. Bir nevi modern dünyanın şamanları ve şifacıları arasında geçirdiğiniz bir terapi turu olarak kabul edebilirsiniz bu okumayı.
Ama sadece bir okuma. Benim gibi gaza gelip okulun rehberlik ve psikolojik danışmanını kızdıracak fikirler ileri sürecek kadar kaptırmayın kendinizi derim :) “Fikirlerinizi kendinize saklayın.” uyarısı.
Bana en çok acı veren bu kitabı okurken kendi yasımla, anne kaybımla yüzleşmek oldu. Çünkü insan dediğimiz varlığı bence en çok yıkan, en çok eksilten yaşadığı ağır kayıplar ve bununla başa çıkmak için içinde verdiği binbir mücadele.
Freud en başta baba merkezli bir psikanalitik kuram önermiş olsa dahi Klein’la beraber gelişen süreçte aslında insan yavrusu için annenin en merkezi konumda olduğunu da öğrenmiş oluyoruz. Kohut’a danışacak olursak aslında baba bizim için sadece bizi sınırlayıcı ve narsisistik hezeyanlarımızı kırıcı bir işlev görüyor. Bizim asıl ruhsal dinamiğimizi ve davranışlarımızın kökenini annenin bize nasıl aynalarını oluşturuyor.
Hani bir de şu artık moda olan ve instagram reelslarında acımasızca karşımıza çıkan “çocukluğun bahane olduğu, gerçek olanın bizim tembelliğimiz olduğunu” sıklıkla dile getiren bir söylem var. Bu kitabı okuduktan, kuramcılarla, terapistlerle vakit geçirdikten sonra bu içi boş sosyal medya yalanlarının tamamen temelsiz olduğunu da kavrıyorsunuz. Bir insan hareket edemiyorsa, bir insan yaşamdan keyif alamıyorsa, bir insan topluma uyum sağlayamıyorsa ilk önce elbette
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Soyu Yeniden Düşünmek kitabını okurken Ağrı’da görev yaptığım yıllarda derste beni düzelten, aslında beni pek iyi anlayamadığı için söylediğime ekleme yapan Afgan öğrencim geldi aklıma. Sevimli bir aksanla “İran sadece bir devlet parçası değil, aynı zamanda Afganistan’ı da içine alan geniş bir uygarlık.” demişti. Dünyanın en güzide şiir ve edebiyat uygarlığı. Aslında çoğumuz genel anlamda büyük uygarlıkların kesişiminde yaşayan melez bireyleriz. Emperyalizmin sınırlara ayırdığı ve düşmanlıklara böldüğü bir tarihsel evrede yaşamamız bu geçişken geçmişi değiştirmiyor. Bir zamanlar bir ideolojinin yaygın olmuş olması ve tüm dünyayı etkilemesi onun bilimsel olması gerektiğini göstermiyor. Anadilde eğitim hakkı savunucusu olarak sınavlarını o zaman Farsça yapmaya çalıştığım bu göçmen çocuğun derse katılımı beni her zaman mutlu etmişti. Ataları Bağdat göçmeni bir uygarlık melezi olarak ne çocuklukta, ne de gençlikte kendimi hiçbir zaman bir ırka ait hissetmedim. Milliyetçi söylemin en yoğun olduğu memleketim Yozgat’ta bile.
‘’İnsan aşılması gereken bir varlıktır.’’ (sf. 6)
Bana kalırsa tek bir cümle bile bu kitabı okumak için yeterince merak uyandırıcı. Tüm insanlığın kendinden bir şeyler bulabileceği, sindirilmesi pek kolay olmayan, insanın boğazında yumru varmış hissi yaratan, mideye bir yumruk gibi inen, üstüne saatlerce hatta günlerce kafa patlatılması gereken, Friedrich Nietzsche’nin kendisinin dahi en derin, en tepe eseri olarak gördüğü, insanlığın ve zamanının ‘’6.000 adım ötesinde’’ diye (Ecce Homo sf. 79) tanımladığı bir eser #k:241.
#133109015
Kitabı okuduktan sonra dünyayı algılayışınızın, çevrenizde olup bitenleri yorumlayış tarzınızın, hayata ve kendinize olan bakış açınızın değişeceğini söylemek pek mümkün. Bu yüzden, okumayı düşünen veya erteleyen kim varsa mutlaka hemen kararını değiştirip bu kitabı okumalı. Merak etmeyin, su biraz soğuk ama girince alışıyorsunuz. Kendinize yapacağınız iyiliklerin başında bu kitabı okumak geliyor, bunu unutmayın. (Tartışmaya açık.)
Bu incelemede Nietzsche’nin bu eserinde bahsettiği ve üzerinde ısrarla durduğu Üstinsan kavramına, eserin içeriğine, diline ve neyi amaçladığına, Zerdüşt ve Üstinsan figürlerinin edebiyat dünyasındaki benzerlerine (Gulliver’in Gezileri – Houyhnhnmler ve Halil Cibran – Ermiş), çevirisine, neden iki puanı kırdığıma ve en sevdiğim kısımlarına değineceğim. Çok yoğun, yorucu ve bir o kadar da uzun bir yolculuk olacak ama en sonunda Zerdüşt’ü anlamış olarak ayrılacağız buradan (öyle sanıyorum), kemerleri bağlayın başlıyoruz.
''Putları yıkmak eskiden beri işimin bir parçası.'' (Ecce Homo, sf. 2)
Kim ya bu Zerdüşt? Kim ki bizim putlarımızı yıkacakmış?
İncil’de şöyle geçer:
‘’Buluttan gelen bir ses, “Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum. O’nu dinleyin!” dedi.’’ — Matthew, 3:17 (Bahsedilen Oğul İsa’dır, Tanrı’nın Oğlu İsa.)
Zerdüşt de