Bir peyzaj için güneş ışığı neyse ,hayatın bütün olayları için de özgürlük odur. Onu elde etmemiş olan kişi hayatın tüm derin ve kalıcı zevklerinden mahrum kalacaktır.
Sosyal medyanın, instagram hikayelerinin bireyin iç dünyasını ve mevcut toplumsalı yok sayan kişisel gelişim uzmanlarından -veya şarlatanlarından- geçilmediği bir dönemde çok şey öğrendim bu
Soyu Yeniden Düşünmek kitabını okurken Ağrı’da görev yaptığım yıllarda derste beni düzelten, aslında beni pek iyi anlayamadığı için söylediğime ekleme yapan Afgan öğrencim geldi aklıma. Sevimli bir aksanla “İran sadece bir devlet parçası değil, aynı zamanda Afganistan’ı da içine alan geniş bir uygarlık.” demişti. Dünyanın en güzide şiir ve edebiyat uygarlığı. Aslında çoğumuz genel anlamda büyük uygarlıkların kesişiminde yaşayan melez bireyleriz. Emperyalizmin sınırlara ayırdığı ve düşmanlıklara böldüğü bir tarihsel evrede yaşamamız bu geçişken geçmişi değiştirmiyor. Bir zamanlar bir ideolojinin yaygın olmuş olması ve tüm dünyayı etkilemesi onun bilimsel olması gerektiğini göstermiyor. Anadilde eğitim hakkı savunucusu olarak sınavlarını o zaman Farsça yapmaya çalıştığım bu göçmen çocuğun derse katılımı beni her zaman mutlu etmişti. Ataları Bağdat göçmeni bir uygarlık melezi olarak ne çocuklukta, ne de gençlikte kendimi hiçbir zaman bir ırka ait hissetmedim. Milliyetçi söylemin en yoğun olduğu memleketim Yozgat’ta bile.
‘’İnsan aşılması gereken bir varlıktır.’’ (sf. 6)
Bana kalırsa tek bir cümle bile bu kitabı okumak için yeterince merak uyandırıcı. Tüm insanlığın kendinden bir şeyler bulabileceği, sindirilmesi pek