Haşırt Dı Bilekbord Zafer Algöz'ün ilk kitabı. Hayatını tiyatroya vakfetmiş Zafer Algöz her çevreden takdir toplamış oyunculuğu ile şüphesiz ki ülkemizin en guzide sanatçılarından. Ancak zafer algöz bu ilk kitabında oyunculuktan çok daha farklı dinamikler içeren yazarlık olayını da gayet başarılı bir şekilde ifa etmiş. Kendisinin 50 yılı aşkın oyunculuk serüveninin de yaşadığı, dinlediği, tanık olduğu ilginç ve eğlenceli olayları anlattığı Haşırt dı Bilekbord okurken yorulmayacağınız , sıkılmayacağınız atıştırmalık niyetine tatlı bir eser olmuş. Keyifleneceğinizi ümit ederek keyifli okumalar dilerim. #Haşırt Dı Bilekbord Haşırt Dı BilekbordZafer Algöz
Malafa Hakan günday ilk romanı kinyas ve Kayra da çıtayı öyle bir seviyeye koydu ki aynı başarıyı tekrarlaması haliyle aynı nispette zorlaştı. Zaten devam eserlerinin kinyas ve Kayra nın yarattığı beklentiyi karşılamadığı yönünde genel bir kabulde söz konusu. Antalya da bir center da geçen hikaye yazarın kuyumculuk yaptığı günlerden gözlemler taşıyor.Eser Turizm sektörü, tezgahtarlık, kuyumculuk vb. konularda kıymetli bilgiler veriyor. Bununla beraber Okuyacak olan arkadaşlar için asla bir zaman kaybı olduğunu düşünmediğim eser maalesef vasatı aşamamış. Ayrıca kitapta çok fazla Ermenice kelime var okurken "ne oluyor ya" dememek için semazemce harika bir okuma rehberi hazırlamış linkini şöyle müsait bir yere bırakayım.
semazemce.blogspot.com/2007/01/malafa-...Hakan Günday
Türkiye'nin Yakın Tarihiİlber Ortaylı Şüphesiz ki İlber Ortaylı Türkiye'nin yetiştirdiği yaşayan en büyük aydınlardan. Entelektüel kavramının vücut bulmuş hâli. Tarihe olan alakamdan ötürü kendisini de yakinen takip ediyorum ancak kitapları ile ilgili hiçbir zaman arzu ettiğim doyuma ulaşamadım. Zira İlber Ortaylı kitabı okumak çok sevdiğiniz ancak sohbetinde aynı ölçüde keyif almadığınız dedenizle sohbet etmek gibi. Anlattığı anılara, yaşanmışlıklara, bilgi birikimine saygınız sonsuz olabilir ama sunum farklı bişey. İlber Ortaylı'nın kitabları da öyle. Çoğu zaman konu başlığından çok uzak bilgiler veriyor metin içinde. Bu kitabı okuyacak olan arkadaşlarım için ifade etmek isterim ki kitabın ismine ya da konu başlıklarına bakarak içinde 'hap bilgiler' olduğu fikrine kapılmasınlar. Zira içerde hep bir dağınıklık var annelerimizin tabiri ile her yer her yerde.
Beyaz zambaklar ülkesinde Ortadoğu insanı olarak bugün hayat konforuna, toplumsal düzenine, birey olmanın saygınlığına, adil düzenine iktisadi koşullarına gıpta ettiğimiz Finlandiya'nin, isveç sömürgesinden kurtulup, bir devlet olmaya çalıştığı 1800lü yıllarda ki mücadelesini konu edinen gayet faydalı olduğunu düşündüğüm bir eser. Snelman gibi kanaat önderlerinin insanüstü çabasıyla 0 dan inşa ettikleri Finlandiya da 1800 lü yıllarda bizimkine çok benzeyen sorunlara getirdikleri kalıcı çözümlerin bizim gibi Ortadoğu ülkelerinde neden uygulanamadığı üzerine de uzun uzun düşündürüyor. Aslında kitapta bizim farkında olmadığımız üzerine düşünüp tartışmadığımız tek bir başlık yok ancak uygulamada başarısız olduğumuz gerçeği de yanı başımızda duruyor. Kitabın sürekli olarak Atatürk'ün okullarda okunmasını tavsiye ettiği kitap olarak tanıtımına denk geliyordum. Okuduktan sonra Atatürk'ün cumhuriyetin ilk yıllarında yaptığı reformlar ile aslında nasıl bir toplum inşa etmeye çalıştığını da daha iyi anlıyoruz. Kitapta sizin bilmediğiniz yeni hiçbir şey yok ama muhakkak okunması gerektiğini düşündüğüm herkesin kütüphanesinde olması gereken bir eser. Grigory Petrov
Osamu Dazai Osamu dazai kendisiyle, ailesiyle ve en önemlisi içinde yaşadığı 'toplum' ile bir türlü barışamayan her geçen gün daha da yalnızlaşan, kendisine yabancılaşan bireyin kanlı canlı örneği. Yazar bu otobiyografik eserinde kendisini ölüme sürükleyen ruhsal fırtınaları o kadar keskin o kadar ağır cümleler ile anlatıyor ki etkilenmeden okumak mümkün değil. Ancak kitabı okurken düşünmeden geçemediğim bir hakikat var o da Ortadoğu'da, yer yüzünün havası en ağır iklimi en sert bu topraklarında, yazarın ruhunda onarılmaz izler bırakan olayların katbekat fazlasına maruz kalan bizlerin çok daha az sarsılarak hayatımıza devam edebiliyor olmamız duyarsızlığımızdan mı yoksa çelikten daha sağlam olması icap eden ruhsal iklimimizden mi? Sanırım ikisinden de biraz var. Ana rahmine düştüğü andan itibaren çok daha şiddetli psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalan bu coğrafya insanı kendine özgü duyarsızlığının da yardımıyla hayatına devam edebiliyor. Kitaba dönecek olursak alıntılamak istediğim o kadar çok cümle var ki buraya sığdırmam mümkün olmayacak. O nedenle siz en iyisi okuyun. Her cümlenin üzerinde dura dura, hiçbir ayrıntıyı kaçırmamaya çalışarak okuyun bu güzel kitabıİnsanlığımı Yitirirken