“Anneannenin dediğine göre tablodaki kadın yılanın üstüne basmış, çünkü sevgi, İyi ile Kötü’yü kontrol etmeliymiş. Güzel, romantik bir yaklaşım, ama aslıyla ilgisi yok. O imgeyi ben de gördüm, hem de kaç kez. Yapmayı hayal ettiğim ‘Cennet Görüntüleri’nden biri de oydu. Meryem Ana’nın sık sık böyle resmedilmesinin nedenini merak ederdim hep.” "Peki, neymiş nedeni?” “Çünkü Bakire Ana eşittir dişi enerjisi ve bu, aklı temsil eden yılandan daha üstün. Dr. Igor’un hep taktığı o yüzüğe dikkat ettiysen, hekimlik simgesi taşıdığını görürsün: bir sopaya dolanmış iki yılan. Sevgi, akıldan üstündür, tıpkı Bakire Ana’nın yılandan üstün olduğu gibi. Meryem için her şey bir Esin. Kim iyiymiş, ne kötüymüş onları yargılamakla uğraşacak değil.”
“Genç bir avukatken bir İngiliz şair tarafından yazılmış dizeler okumuş, çok etkilenmiştim. ‘Taştan fışkıran bir pınar ol, suyu tutan bir sarnıç olma. ’ Bu sözlerin doğruluğuna inanmamıştım o zaman. Çünkü taşmak tehlikeliydi, taşan suyun sevdiklerimizin bulunduğu alanı basması olasılığı vardı, onlan sevgi ve coşkumuzla boğabilirdik. Hayatım boyunca, iç duvarlarımın sınırlarını aşmayan bir sarnıç olmaya çabaladım.“Derken, hiçbir zaman anlamadığım ve anlayamayacağım bir nedenle panik ataklarına tutulmaya başladım. Olmamak için onca çaba harcadığım tipte bir insan oldum: fışkıran, yatağından taşan, her yanı sulara sellere boğan bir pınar.
Zehrin bünyeye yayılmasının yarattığı en büyük sorun, tutkuların -nefret, aşk, umutsuzluk, merak vb.- su yüzüne çıkmasını önlemesidir. Acılaşan insan zamanla hiçbir istek duymaz. Ne yaşayacak, ne de ölecek iradeye sahiptir artık, sorunun özü de budur.