BİLİMKURGUNUN BABASI DMİTRY BABA
(NOT: TÜM SERİNİN İNCELEMESİ OLUP GENEL ŞEYLER ÜZERİNDE DURULMUŞTUR. SPOİLER İÇERMEMEKTEDİR.)
~~~~
Vay be.
Metro 2035'i bitirdiğim zaman ağzımdan çıkan ilk kelimeler bu oldu.
Vay be.
Bu seri beni en çok etkileyen bilim kurgu serisi oldu. Okuduğum bilim kurgu kitapları listesinin zirvesine şanıyla oturdu. Bundan önce okuduğum kitaplar da güzeldi, ona itirazım yok. Ama bana en inandırıcı gelen seri bu seriydi. Biraz karamsar falandı ama tamamen nesnel ve güncel dünya siyasetiyle uyumluydu. Ayrıca yazarın bilgi birikimi ve genel kültürü beni bayağı etkiledi. Üslubu bazı yerlerde takılsa da genel olarak akıcı ve güzeldi. Konuyu uzatmak için gereksiz şeyler kullanmamıştı. Ayrıca kader, insanın seçimleri, sorumlulukları ve din konuları da çok güzel işlenmişti.
Şimdi soracaksınız bana, sadece bunlar yüzünden mi sana en inandırıcı gelen gelecek senaryosu bu oldu? Tüm o romanlarda yazılan, yapay zeka dünyası, uzay keşifleri, insanların hayalindeki ümitvar gelecek dururken neden bu insanların köstebek gibi yer altında süründüğü, domuz ve mantarla beslendiği bu gelecek sana daha inandırıcı geldi?
Şöyle izah edeyim: Dünya'mızı düşünün. Dünya'mız ne halde? Su kirliliği, hava kirliliği, toprak kirliliği had safhada. Buzullar eriyor, hayvan nesilleri aşırı avlanmadan, susuzluktan, açlıktan, hava değişimlerinden tükeniyor. Milyonlarca yıl öncesinden gelen komşularımızın bize bıraktığı hediyeleri umarsızca kullanıyor, Dünya'nın yemyeşil saçlarını yolluyor, doğal kaynakların iliğini sömürüyoruz. Eeee? Bizim doğaya verdiğimiz armağanlar ne? Zehirli gazlar ve kimyasallar. Ahahhahah, ne güzel hediyeler. Keşke biri de bana böyle güzel hediyeler verse.
Böyle bir vaziyette güzel bir gelecek hayal etmek pek mümkün değil, değil mi? :)
Neyse konudan