Hatırlayın ki zaman hiçbir şeyi önemsemez, tüm yapılanların solmasına izin verir, tüm yazıları bulanıklaştırır ve tüm anıları öldürür. Bundan muaf olanlar insanların kalbinde sevgiyle yer edinmiş olanlardır.
Dünyada başka hiçbir sey yapamadıklarından ancak çocuk yapmayı becerebilen, bunu da çok büyük bir marifetmiş gibi etrafa sıvıştıran kadınlardan her zaman nefret ettim. Bunlar bulundukları her yerde, çocukları aracılığıyla kendi egolarını yayarlar etrafa."Erol buraya gel, Ali oraya çıkma, Ayşe orayı elleme, yemeğini yemezsen seni götürür çöplüğe atarlar, değil mi teyzesi?" gibi gürültülerle kendi zavallı var oluşlarına dünyada yer açmaya çalışırlar. Dertleri kesinlikle çocukları değildir; çocukları aracılığıyla dünyanın dikkatini çekmek isterler yalnızca. Hayatta yapabildikleri tek marifet olan çocuklarını oraya buraya ittire kaktıra kendi zavallı varlıklarını duymaya, hissetmeye çalışırlar. Umumi yerlede çocuklarına gösterdikleri ilgide her zamankinden fazla bir sey vardır. Hem çevreye ne kadar iyi bir anne olduklarını gösterme fırsatını kullanmak isterler, hem de bulundukları yeri yalnızca kendi egolarıyla işgal etmeye uğraşırlar.
İçine düştüğü bu boşluk, yersizlik duygusu rahatsız ediciydi, garipti, hatta kötüydü ama ümitsiz değildi. Etrafından geçip giden insanların hepsini tanıyor gibiydi. Bu soğuk havayı, ayazı, kırbaç gibi acıtan rüzgarı, bu sesleri,vapur düdüklerini, ugultuları, bulutları, şehrin tüm çehresini tanıyordu. Ölüyorum dese, dediğini anlayacak insalar arasındaydı artık.
"- Bak! Şu ışıklar birdenbire sönüverse... İşte ölüm!"
Parlak bir güneş ortalığı kesiyordu; ve düşündü ki ölüm güneşin negatifidir, onun için geceye benzetiliyor.
Başka bir sahife açtı: "... Ölüme ve güneşe, diyor, sabit bir gözle bakılmaz."