İnsan hayatının ömrü bir nokta,
Varlığı değişip durmakta,
Duyuları buğulanmış,
Vücudu tümüyle çürümeye haiz,
Pek mühim ruhu bir damla nefes,
Talihini öngörmesi zor,
Bırakacağı iz belirsiz...
Peki ona bu hayatta yön gösterecek ne var?
Yalnızca ama yalnızca tek bir şey, Felsefe.
Hayattaki ve işte ki asıl amaç başta olmadığımız bir kişiye dönüşmektir. Eğer bir kitap yazmaya başladığınızda en sonda söyleyeceğinizi biliyorsanız sizce bunu yazmaya cesaretiniz olur mu? Yazı ve aşk ilişkileri konusunda geçerli olan bu durum hayat için de geçerlidir. Oyun, nasıl biteceğini bilmediğimiz sürece oynamaya değerdir.
Babam saatler zamanı öldürürler demişti. Zaman demişti küçük çarkların tik taklarından oluşup kaldıkça ölmüş demektir; ancak saatler durursa zaman canlanır.
Sana Bütün umutların ve özlemlerin mezarını veriyorum demişti; o daha çok insan yaşantılarının saçmalığına varman için acıta acıta kullanılmaya elverişlidir, böylece senin kişisel ihtiyaçlarını babanın ve onun da babasının ihtiyaçlarını karşıladığından daha çok karşılayamayacaktır. Bu saatti sana zamanı hatırlasın diye değil, ara sıra onu bir an unutasın ve soluğunun hepsini onu elde etmek için harcamayasın diye veriyorum. Çünkü şimdiye kadar hiç bir savaş kazanılmamıştır demişti. Dahası savaşılmamıştır bile. Savaş alanı insanların delilikleri ile umutsuzluklarını ortaya çıkarır ve Zafer felsefecilerle budalaların hayalidir.