Necip G.

Necip G.
Native Content Manager @ Demirören Medya “Her okur oturduğu koltukta birer Crusoe’dur.” (Alberto Manguel) "Ben cenneti hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir." (Jorge Luis Borges)
Her kitapseverin yakalanmak isteyeceği bir 'Kapan'...
Puan vermedi·64 syf.··
2018 47. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 05 Eylül 2018 02:54
Edebiyatımızda https://1000kitap.com/yazar/vusat-o-bener 'in de içinde olduğu bir 'ıssız adamlar' kuşağı var... Böyle kendilerini çok ön plana çıkarmayan, kendi dertlerini, kendi meşreplerince kaleme alan yazarlar... Böyle bir anda karşınıza çıkıverirler sizin... Kimi daha fazla açar kendini, kimiyse çok daha kapalıdır. Zordur onların zihin dünyasının içine girmek... Çaba ister... Bazı okurlar yılmadan o çabayı gösterirler; gerekirse dönüp dönüp yeniden okurlar... Benim gibi bazıları da ayaküstü bir tanışıklıkla yetinirler... Sitede pek çok okur dostumuzun Vüs'at O. Bener okuduğu bir dönemde, Liliyar hanımın başlattığı etkinlik #32384995 sayesinde bu kuşağın bir yazarıyla daha tanışma fırsatı buldum. Kendisine buradan içten bir teşekkür gönderiyorum... Lakin dedim ya, benim bu yazarlarla ilişkim biraz gel-gitli olduğundan 64 sayfalık bu küçük öykü kitabıyla başlamayı tercih ettim. 21 kısa öyküden oluşan Kapan , Palto adlı bir öyküyle başlıyor... Daha bu ilk öyküde, farklı bir şeyler okuyacağınızı hissediyorsunuz... Bu 'farklılık' ve 'özgünlük' hissi, en son öyküye kadar peşinizi bırakmıyor... Öykülerde ilk dikkatimi çeken şey, kısa cümleler oldu. Sırtında uzun uzun anlamlar taşıyan kısa cümlelerdi bunlar... Uzun bir yaşanmışlığın dışarı taşırdığı küçük izlerdi... Sanki 'ben ne kadar anlatırsam anlatayım, sen yine de anlamayacaksın' der gibiydi bana... Bener'in öyküleri çok neşeli öyküler değil... Kelimeler, ifadeler, yağmur getiren kara bulutlar gibi... O satırları alıp bir röntgen cihazına soksanız, yalnızlık, hiçlik ve kırgınlıklar belirir beyaz ışığın önünde... Ancak bu karamsarlığa sizi de ortak edecek kadar gerçekçi bir üslup... Çünkü hepimiz içimizde az ya da çok
Edebiyat
KapanVüs'at O. Bener · Yapı Kredi Yayınları · 2018882 okunma
Gene Dekart isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Çok teşekkür ederim Arda bey vakit ayırdığınız için. Çok mutlu oldum beğenmenize:) Öykü okumayı seven, öykü dünyasını takip eden her okurun mutlaka uğraması gereken duraklardan biri olduğunu düşünüyorum Vüs'at Bener'in... Öyküleri belki herkese eşit seviyede hitap etmeyebilir ancak incelemede de kısaca bahsettiğim gibi onun özgünlüğünü keşfetmek de her okur için bir kazanım olacaktır. Siz de iyi ki varsınız, şimdiden keyifli okumalar dilerim. Selam ve sevgiler...
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
10/10
·576 syf.··
2021 446. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Ekim 2021 22:00
Seni o kadar özlüyorum ki, tarifi olamaz. Yanımda olsan “aç­sam yüzün baksam dursam". Dostluğuna, sevgine, şefkatine, tesel­line o kadar muhtacım ki sevgilim. Beni senden başkası avutamaz, teselli edemez. Ne yapayım söyle bana. Ne edip, nerele­re gideyim. Derdimi kimlere dökeyim. Ah sevgilim ah... Bir gün içinde belli aralıklarla ölümün geliyor aklıma. O zaman beynim yüreğim çırpınıyor. ôyle dayanılmaz bir hal alıyorum ki... Beynim kocaman bir kazan, kulpları olan kulaklarım zonkluyor. Yazmak, seninle konuşmak gibi, sonra öyle olmadığı bilinci baskın çıkınca tekrar cız ediyor yü­reğim. Derken, bir ağlama.. Bir ağlama daha. Birbirini izliyor. Bizim, ikimizin, hayatı o kadargüzeldi ki, sevdamız öyle anlamlıydı.. Yaşadığımızı öyle hissederdik ki her an... Tevatürsüz devrimci kavga içinde yeşerip, gelişen bir sevday­dı, dostluktu, arkadaşlıktı, yoldaşlıktı sevdamız. Sevdamız, günlük hayatın boktanlıklarına gelip takıldı ama hiç ona bulaşmadı, bo­ğulmadı onda.. Günler geçiyor... Ekim’e geldik de geçiyoruz işte... Anlamı olmayan sıkıntılı günler... Bir de sensizliğe ilave başka üzüntüler peşimi bırakmıyor... Vay kurban.. "Hasretinden prangalar eskittim"... Ama gelmeyeceksin. Kahrolup, kahrolup oturuyorum... seni görmeyeli 7,5 ay oldu... Yani 7,5 aydır ağır aksak yaşıyorum... “aç kaldım, susuz kaldım. Terk etmedi sevdan beni... Hasretinden prangalar eskittim" Oy... Ahmet Arif bizim için mi yazdıydın bu şiirleri... Sana şiirleryazmak istiyorum, bilemiyorum, ağıtlaryaksam di­yorum, bilemiyorum. Ölmeden birkaç gün önce sana şiiryazmışım. Ne gariptir, ne acıdır… Ah... Bir, iki satır bırakmış olsaydın... Bir söz, bir deyiş, bir şey işte göndermiş olsaydın... Bilmem daha mı teselli bulurdum ne? Sen aklıma gelince gözlerim akmaya hazır. Ve günde bilmem kaç kez böyle oluyor. Bazen
SinançaŞirin Cemgil · Ayrıntı Yayınları · 202164 okunma
Necip G.
Başta sosyal medya olmak üzere hayatımıza giren her yeni şey yine hayatımızdan birşeyler alıp götürüyor. Geriye her zaman olduğu gibi kitaplar kalıyor… Hem kitaba hem de senin incelemene konu olan bu insanlar, bu olaylar bu ülkenin hafızası. Ancak büyük bir hızla hafıza kaybı yaşadığımız da bir gerçek. Yine de o yaşananları, o mücadeleyi ayakta tutmak lazım. Senin şu an (belki kimse okumayacak şerhini de koyaraktan) yaptığın gibi fırsat buldukça kaydetmek lazım. Bu kayıp çağda yeni bir 68 kuşağı çıkarmak belki imkansız. Gerek de yok zaten. Ancak bu hikayeleri ucundan kıyısından dahi olsa bilmek insana olan umudu yaşatmaya devam edecektir. Ve yine dediğin gibi, kaybolan bilincimizi tekrar yerine koyduğumuzda gerisi gelecektir. Emeklerine sağlık…
8/10
·175 syf.··
Beğendi
·
2018 7. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2018 21:58
Kitabın 113. incelemesini yapan bir okur olarak baştan ifade etmek isterim ki, kitabın içeriğine, yazıldığı döneme, yazarın içinde bulunduğu şartlara, teknik özelliklerine ve benzeri konuların detaylarına girmeyi pek düşünmüyorum. O nedenle, kitabı henüz okumayan okurların sitedeki birbirinden değerli incelemelere göz atmalarında fayda var... Ben kendi incelememde 1846 yılında yazılan bu romanı, yaklaşık 175 yıl sonra neden hala büyük bir hevesle okuyup etkilendiğimiz sorusuna dilim döndüğünce yanıt aramaya çalışacağım... Tabii kitabı Dostoyevski'nin yazmış olması dışında kalan nedenlerden bahsediyorum... Çünkü bu kitabı okumamızın arkasında yatan en büyük nedenlerden birinin bizzat kitabın yazarı olması su götürmez bir gerçek... --------------------- Yoksulluk sınırı diye bir kavram var hayatımızda... Bana çok enteresan gelir bu kavram... Nedir yoksulluk sınırı? Bu sınırı geçince ne olur? Nasıl bir dünya vardır bu sınırın ötesinde? Kim neye göre çizmiştir bu sınırı ve kimler bu sınırın başında nöbet bekler, kaçakları içeri sokmamak için? Bu sınır, Meksika Sınırı gibi birşey olsa gerek... Bin bir zorlukla o sınırı geçen insancıklar, özgür bir dünyaya adım attıklarını sanırlar. Oysa içlerinden pek çoğu, özgür ama yoksul oldukları topraklardan, köle ve yoksul olacakları topraklara adım attıklarını yıllar sonra fark ederler... Özgür ve zengin dünya vaadi, tavşanın önünde sürüklenen ipe bağlı bir havuç gibidir. Tavşan havucu gördüğü müddetçe onun peşinden koşmaya devam edecektir. Ta ki fiziksel ve ruhsal olarak tükeneceği noktaya varıncaya kadar... İşte yoksulluk sınırı da bu müstakil durumun kurumsallaşmış halidir... Yoksulluk sınırını geçtiğimiz anda aslında başka bir yoksulluk sınırının içine girdiğimizi sonradan hayat tecrübeleri ile öğreniriz. Bize bunu öğreten,
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202377bin okunma
mert.okur isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Teşekkürler😊
Trujillo Çağı!
10/10
·552 syf.··
2021 140. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 11 Ekim 2021 01:39
Okuma grubumuzun Ekim kitaplarında Teke Şenliği vardı. Kitap hem yıllar sonra ikinci okumam hem de bu okuma sayesinde bir inceleme yazmama da vesile oldu. O halde başlayalım! Rafael Leonidas Trujillo Molina, nam-ı diğer Teke! Aslen bir telgraf operatörü iken 1918'de ABD'nin kurduğu Ulusal Muhafız Birliği'ne girer. 1916 ve 1924 yılları arasında ABD Deniz Piyadeleri tarafından eğitilir. Ve nihayet 1924’de ABD Deniz Piyadeleri Dominik’i terkettiklerinde bu birliğin başına geçer. 1930'da seçimlere giren Trujillo, Başkan Vasquez'i bir siyasi darbe ile de devirir. ABD'yi de arkasına alarak Başkan olur. İşte her şey o günden sonra başlar. Hemen kendi gizli polis örgütünü kurar ve tüm kirli işlerini buradakilere yaptırır. Tutuklatır, öldürtür, evlerinde otellerde uygunsuz vaziyette düşmanlarının cesetleri bulunur ve işkence ettirir! 31 yıl boyunca hüküm sürer saltanatı Teke'nin. Ülkesindeki şeker sanayisinin %65'ini elinde tekelinde tutar. Öyle ki Dominik işçilerinin neredeyse tamamı Trujillo'ya ait topraklarda çalışır. Halkını köleleştirir ama lüksünden asla vazgeçmez. Demokrasi adı altında yaptıklarına BAŞKOMUTANLIĞI ÜSTLENMEK de dahildir! Yüksek rütbelere yakınlarını getirir hattâ siyasi karşıtlarını bile öldürtür. ABD'nin desteğine rağmen, halk diktatörden nefret eder. Kendi içlerinde savaş da verirler ona karşı. 14 Haziran Hareketi de bunlardan biridir. Bu ayaklanmanın başında Manuel Tavares vardır. Direnirler, sömürüye karşı çıkarlar, savaşırlar. Ve en nihayetinde 14 Haziran Örgütü kurulur. Kuruluşun en büyük etkenlerinden biri; 2 - 8 Ekim 1937'de yaklaşık 20.000 Haitili toprak işçisinin katledilmesidir. Maydanoz Katliamı yazarak detaylarına ulaşabilirsiniz. Kuruluşa öncü olanlar, bazı okurlar ve tarihe ilgi duyanlar tarafından da bilinen Mirabel Kardeşler'dir!
Edebiyat
Teke ŞenliğiMario Vargas Llosa · Can Yayınları · 20201,603 okunma
Necip G.
Ben de bu yazı neredeyse bu kitaba ayırdım diyebilirim:) Sürekli günümüzle bağlantı kurmaktan bir ara gerçek yaşamla kitaptaki yaşam birbirine karıştı:) Oğlumun oyuncak arabalarından bir tanesi kahverengi bir Volkswagen Beetle:) Arabayı gördükçe aklıma direkt kitap geliyor:) Kitapta yazılan hikaye her ne kadar dünyanın uzak bir köşesine aitmiş gibi görünse de, buna benzer (farklı derecelerde diyelim) bir hikayeye maruz kalmamış bir millet yok sanırım... Ayrıca okuma grupları için bence de ideal bir kitap. Sizin okuma grubunuzda kim akıl etmişse aklına sağlık:) Ve son olarak kitabı gayet güzel özetleyen ve okumayanlar için merak uyandırabilecek bu incelemeyi kaleme aldığın için senin de emeklerine sağlık fazi... Keyifli okumalar...
“Bütün bir günü ha bire yalan söyleyerek geçirmek mümkündü, ama sadece doğruları söyleyerek geçirmek mümkün değildi. Özel ve toplumsal bütün ilişkiler, hatta uluslararası ilişkiler çökerdi.”
Sayfa 228 - Kırmızı Kedi Yayınları, 1.Basım (Kasım 2014), Ç: İpek Gürsoy Kutluyüksel·Kitabı okudu
Gülcan C. isimli okura yanıt verildi
Necip G.
Yalanı normalleştiriyoruz aslında hayatın döngüsü için:) Bu yüzden makbul görünüyor biraz da…