Belki de acı çektiğimiz şey, başkalarının acılarını görememek değil, kendi acımızı başkalarının görmediğinden emin oluşumuzdur. İnsan, çoğu zaman empati eksikliğinden değil, görünmeme korkusundan kırılır. Çünkü gerçek yalnızlık, kimsenin acını anlamaması değil; kimsenin onun var olduğuna bile inanmamasıdır.
Ve bu yüzden, bazen insan çığlık atmaz; çünkü kimse duymayacak diye değil, duyulsa bile bakılmayacak diye. Yaralarımız ilgi değil, tanıklık ister. Ama dünya kördür: herkes bir şey hissetmek ister, kimse görmek istemez.
Merhabalar, yorumunuz için teşekkür ederim. Size katıldığım noktalar var: Yaşantımız tanıklığa muhtaç. Duygularımız görülmeye, anlaşılmaya muhtaç. Kendi iç sesimizi dış dünyadan daha çok duyduğumuz zamanlarda dünyaya bir kırgınlık besleyebiliyoruz.
Bazen de insan içsel dünyası ile meşguliyetinden diğer insanların duygu ve düşüncelerine karşı kör, sağır olabiliyor..
İnsan sosyal bir varlıktır. Yapısı gereği insanlara, diğer varlıklara ve yaşantılara ihtiyaç duyar. Kendini tanımak ve anlamak için de başkalarına ihtiyaç duyar. Örneğin kişi kendisinin ne tür sohbetlerden hoşlandığını öğrenebilmesi için önce sohbetlere ihtiyacı vardır :) Aynı zamanda mukayese ederek öğrenmeler için de başka örneklere ihtiyaç duyarız..
Ve son olarak da “yansıtma” yoluyla farkında olmadığımız yanlarımızla tanışmak mümkün olur :))
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi meselâ
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.
Sayfa 7 - Yapı Kredi Yayınları, 9. Baskı, Haziran 2023.·Kitabı okudu