Seyyahlar, medenileşmemiş halklarda kalıcı çaba gösterme yönünde mutlak bir yetersizlik bulunduğunu ittifakla açıklamaktadırlar. Bay Ribot pek yerinde bir tespitle, ilk gönüllü dikkat çabalarının, beyler dinlenip uyurken dayak yeme korkusuyla düzenli çalışmak zorunda kalan kadınlardan gelmiş olması gerektiğini belirtmiştir.
“İnsan katlanmak zorundadır, işin bütün sırrı budur. Kendi karakterine, kendi tabiatına katlanmak zorundadır; çünkü ne tecrübe ne de kendi eksikliklerine, şahsi menfaatlerine ve açgözlüğüne dair içgörü bir şey değiştirir. Arzularımızın dünyada tam bir yankısı olmayışına katlanmak zorundayız. Sevdiklerimiz bizi sevmemesine ya da umduğumuz gibi sevmemesine katlanmak zorundayız. İnsan ihanete, sadakatsizliğe katlanmak zorunda; ve son olarak, ki bu bütün görevlerin en zoru, birisinin karakter ya da zekâ yönünden kendisinden üstün olmasına da katlanmak zorunda.“
“İnsan yaptığıyla değil, bu yaptığının arkasındaki amaçla kendini suçlu hale getirir. Her şeyi amaçla saklıdır. Benim inceledim, din tarafından kurulmuş eski büyük hukuk düzenleri bunu biliyor ve ilan ediyor. Bir insan sadakatsizlik, hainlik edebilir, hatta en kötüsünü yapıp cinayet işleyebilir ve yine de suçsuz kalabilir. Fiil henüz hakikatin kendisi değildir. Sadece bir sonuçtur; ve insan bir gün yargıç sıfatıyla çıkıp bir hüküm vermesi gerektiğinde polis raporundaki olgularla yetinemez, hukukçuların gerekçe tetkikleri şeyi de bilmesi gerekir. “