Pascal

Pascal
@Pascal_Pia
Galatasaray University-London School of Economics and Political Science (MA)
34 okur puanı
Eylül 2024 tarihinde katıldı
Avrupa'da Sergimi Açmaya Az Kalmışken…
Frankfurt’a, dünya kitap fuarının ardından, sevdiğim sanat müzelerini ve vazgeçemediğim karikatür müzesini ziyaret etmek için giderim. Karikatür sergileri, zamansız eleştirileri ve ironik anlatımlarıyla bu çağın ruhuna dair önemli ipuçları barındırıyor. Günümüzde her şeyin sosyal medyada apaçık sergilendiği, mahremiyetin anlamını yitirdiği bir dünyada, karikatür sanatı belki de en güçlü ve en sessiz direniş biçimlerinden biri hâline geldi. Modern çağ, sevgiyi dahi dönüştürdü: Sevgileri yarınlara bırakan nesillerden, sevgiyi emojilerle ifade eden nesillere evrildik. Her şeyin teşhir edildiği bir çağda yaşıyoruz. Sosyal medya, aşkı, öfkeyi, şiddeti, küfrü, iftirayı, yozlaşmayı kamusal bir sahneye dönüştürdü. Mahremiyetin yerini ilgi açlığı ve beğeni hırsı aldı. Oysa bir zamanlar, alınan yeni bir eşyanın fiyatını söylemek, özel hayatı gözler önüne sermek görgüsüzlük sayılırdı. Şimdi ise her şeyin sergilenmesi, gösterinin parçası hâline gelmesi bekleniyor. “Özel Hayat mı! Ne kadar seçkinci, Viktorya çağına özgü bir kavram. Son günlerde bu kavram en az tevazu kadar antika geliyor insanın kulağına.” Ursula K. Le Guin Kadınlar Rüyalar Ejderhalar Başlayan ve biten ilişkiler, gösterişli aşk ilanları, estetik müdahaleler, lüks arabalarla verilen pozlar, kahve fincanlarının yanına iliştirilen sahte samimiyet… Tüm bunlar, tahammül sınırını hiçe sayarak her gün gözlerimizin önüne seriliyor. Bu dönüşümü en iyi açıklayan düşünürlerden biri Guy Debord Gösteri Toplumu adlı eserinde, modern dünyada her şeyin bir “görüntü”ye indirgendiğini savunur. Ona göre, gerçeklik artık imgeler üzerinden inşa edilir ve bireyler bir gösterinin figüranları hâline gelir. Byung-Chul Han da benzer şekilde, modern dijital çağın insanı “şeffaflık ideolojisi” ile kuşattığını, mahremiyetin yok edilmesiyle birlikte bireyin sadece bir performans
Sanat
Pascal isimli okura yanıt verildi
Pascal
Farfallina ayıp etmişler:) maalesef bundan koruyamazsın. Boşver Kontes, sen mahrum etme bizi💐
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Avrupa'da Sergimi Açmaya Az Kalmışken…
Frankfurt’a, dünya kitap fuarının ardından, sevdiğim sanat müzelerini ve vazgeçemediğim karikatür müzesini ziyaret etmek için giderim. Karikatür sergileri, zamansız eleştirileri ve ironik anlatımlarıyla bu çağın ruhuna dair önemli ipuçları barındırıyor. Günümüzde her şeyin sosyal medyada apaçık sergilendiği, mahremiyetin anlamını yitirdiği bir dünyada, karikatür sanatı belki de en güçlü ve en sessiz direniş biçimlerinden biri hâline geldi. Modern çağ, sevgiyi dahi dönüştürdü: Sevgileri yarınlara bırakan nesillerden, sevgiyi emojilerle ifade eden nesillere evrildik. Her şeyin teşhir edildiği bir çağda yaşıyoruz. Sosyal medya, aşkı, öfkeyi, şiddeti, küfrü, iftirayı, yozlaşmayı kamusal bir sahneye dönüştürdü. Mahremiyetin yerini ilgi açlığı ve beğeni hırsı aldı. Oysa bir zamanlar, alınan yeni bir eşyanın fiyatını söylemek, özel hayatı gözler önüne sermek görgüsüzlük sayılırdı. Şimdi ise her şeyin sergilenmesi, gösterinin parçası hâline gelmesi bekleniyor. “Özel Hayat mı! Ne kadar seçkinci, Viktorya çağına özgü bir kavram. Son günlerde bu kavram en az tevazu kadar antika geliyor insanın kulağına.” Ursula K. Le Guin Kadınlar Rüyalar Ejderhalar Başlayan ve biten ilişkiler, gösterişli aşk ilanları, estetik müdahaleler, lüks arabalarla verilen pozlar, kahve fincanlarının yanına iliştirilen sahte samimiyet… Tüm bunlar, tahammül sınırını hiçe sayarak her gün gözlerimizin önüne seriliyor. Bu dönüşümü en iyi açıklayan düşünürlerden biri Guy Debord Gösteri Toplumu adlı eserinde, modern dünyada her şeyin bir “görüntü”ye indirgendiğini savunur. Ona göre, gerçeklik artık imgeler üzerinden inşa edilir ve bireyler bir gösterinin figüranları hâline gelir. Byung-Chul Han da benzer şekilde, modern dijital çağın insanı “şeffaflık ideolojisi” ile kuşattığını, mahremiyetin yok edilmesiyle birlikte bireyin sadece bir performans
Sanat
Pascal
Hoşgeldin Kraliçem, haber verseydin kırmızı halıyı hazırlar, sererdik.:) Bir daha gitme diye. Senin çizimlerini de görecek miyiz?
Kim bilir bizim Farfallina da hangi ormanlarda, hangi denizlerdedir? Bir ses verse keşke kıtalararası yolculuklarından😊

Sedat Temel

@Hermes0
·
Mutluluk uçsuz bucaksız ormanlardadır, bomboş sahillerdeki coşkudadır. İnsan elinin değmediği bir yerdedir, denizin diplerinde ve gürlemesindedir. İnsanları severim, ama doğayı daha çok severim... Lord Byron
Sedat Temel isimli okura yanıt verildi
Pascal
Umarım🙏bir dahaki sefere artık dönmem diyordu. Yokluğu belli oluyor.
“Dışarıda”ve “Arafta” olmak ya da Aitlik!
10/10
·128 syf.·
2024 324. kitabı
Başlarken “dışarıda”olmak nasıl bir şey ona yine Agamben’in “Homo Sacer” Kutsal İnsan kuramı üzerinden örnek vereyim; -önce bu kitabını okumanızı öneririm- Kutsal İnsan Agamben, “homo sacer” terimini Roma hukukuna dayandırır. Bu terim, bir bireyin hem kurban edilemez hem de hukuken yok edilebilir olduğunu ifade eder. Bu kişi, toplumdan tamamen dışlanmış ve tüm yasal hak ve korumalarından da mahrum bırakılmıştır. Yani, homo sacer’in yaşamı hukuki anlamda hiç bir değeri olmayan, ancak tamamen öldürülebilir bir hayatı temsil eder. Zygmunt Bauman Agamben’den alıntı yaparak göçmen politikasını anlatır: “Giorgio Agamben, eski bir kategori olan Homo Sacer'in yeniden canlandırılması­nı ve güncel, modern ifadesini bulur: Cezalandırılma korkusu olmaksızın öldürülebilecek, ama dinsel ayinlerde kurban edi­lemeyecek bir insan; başka bir deyişle, mutlak surette muaf tutulan -beşeri ve ilahi yasaların kapsamı dışındaki- bir in­san. Agamben, "yaşanmaya değmeyen yaşam" kavramının - Homo Sacer kavramında da olageldiği gibi- etik olmadığını; ama modern versiyonu içerisinde, "egemen iktidarın üzerinde temellendiği" kategori olarak derin bir politik anlam edindi­ğini de gözlemler. "Modern biyo-politikte egemen, mevcut haliyle yaşamın değer ya da değersizliğine karar veren kişidir. Hakların bil­dirilmesi sonucunda, bizatihi egemenlik ilkesiyle donanmış yaşam, artık egemen bir kararın yeri olur.” Bu “kutsal insan” o kadar sistemin dışındadır ki, kurban bile edilemeyecek kadar hakirdir ama “katli vacip”tir. Bu her şeyin reva görülebileceği “homo sacer” bir kişi de olabilir, bir kitle de. Kutsiyet atfedilemez ve de hukuki olarak da asla savunulamaz. Kendini de savunmasına izin verilmez. Hiç bir şart ve kayıtta “insan” hakkına sahip değildir. Byung-Chul Han da Yorgunluk Toplumu kitabında “Homo Sacer”i şöyle
Politika
İstisna HaliGiorgio Agamben · Ayrıntı Yayınları · 201891 okunma
Pascal isimli okura yanıt verildi
Pascal
Farfallina Bunlar harika fikirler Nazo. Katkım olursa sevinirim.Şimdiden heyecanlandım😇
“Dışarıda”ve “Arafta” olmak ya da Aitlik!
10/10
·128 syf.·
2024 324. kitabı
Başlarken “dışarıda”olmak nasıl bir şey ona yine Agamben’in “Homo Sacer” Kutsal İnsan kuramı üzerinden örnek vereyim; -önce bu kitabını okumanızı öneririm- Kutsal İnsan Agamben, “homo sacer” terimini Roma hukukuna dayandırır. Bu terim, bir bireyin hem kurban edilemez hem de hukuken yok edilebilir olduğunu ifade eder. Bu kişi, toplumdan tamamen dışlanmış ve tüm yasal hak ve korumalarından da mahrum bırakılmıştır. Yani, homo sacer’in yaşamı hukuki anlamda hiç bir değeri olmayan, ancak tamamen öldürülebilir bir hayatı temsil eder. Zygmunt Bauman Agamben’den alıntı yaparak göçmen politikasını anlatır: “Giorgio Agamben, eski bir kategori olan Homo Sacer'in yeniden canlandırılması­nı ve güncel, modern ifadesini bulur: Cezalandırılma korkusu olmaksızın öldürülebilecek, ama dinsel ayinlerde kurban edi­lemeyecek bir insan; başka bir deyişle, mutlak surette muaf tutulan -beşeri ve ilahi yasaların kapsamı dışındaki- bir in­san. Agamben, "yaşanmaya değmeyen yaşam" kavramının - Homo Sacer kavramında da olageldiği gibi- etik olmadığını; ama modern versiyonu içerisinde, "egemen iktidarın üzerinde temellendiği" kategori olarak derin bir politik anlam edindi­ğini de gözlemler. "Modern biyo-politikte egemen, mevcut haliyle yaşamın değer ya da değersizliğine karar veren kişidir. Hakların bil­dirilmesi sonucunda, bizatihi egemenlik ilkesiyle donanmış yaşam, artık egemen bir kararın yeri olur.” Bu “kutsal insan” o kadar sistemin dışındadır ki, kurban bile edilemeyecek kadar hakirdir ama “katli vacip”tir. Bu her şeyin reva görülebileceği “homo sacer” bir kişi de olabilir, bir kitle de. Kutsiyet atfedilemez ve de hukuki olarak da asla savunulamaz. Kendini de savunmasına izin verilmez. Hiç bir şart ve kayıtta “insan” hakkına sahip değildir. Byung-Chul Han da Yorgunluk Toplumu kitabında “Homo Sacer”i şöyle
Politika
İstisna HaliGiorgio Agamben · Ayrıntı Yayınları · 201891 okunma
Pascal isimli okura yanıt verildi
Pascal
Farfallina sana boşuna mı diyorum, Blog oluşturalım diye. Sen çok kişi olsun istemiyorsun zaten. Sanatsal içerik bende olur , kuram ve politika da sende🤓