Hey sen okur, neye bakıyorsun? Profil resmime bakarak bişey öğrenemezsin. Eğer benim hakkımda bir şeyler öğrenmek istiyorsan, iletilerimi, alıntılarımı ve incelemelerimi okuyabilirsin.
Herkesin doğrusu kendi çıkarına göreydi.
Genelde incelemelerde spoiler vermemeye gayret ederim lakin bunda olabilir. Kitabı okumadan incelemesini okumamakta fayda var :)
Nedendir bilmiyorum ama Peyami Safa bende ayrı bir yerde duruyor. Bundan evvel Tanpınar Huzur kitabını okudum ama bunun kadar akıcı ve sürükleyici gelmedi. İkisi arasında ağırlık bakımından edebi derinlik ve güzellik bakımından Tanpınar öne çıkıyor ama hikayenin içine almak bakımından Safa.
Her ne ise, asıl bahsimize dönelim. Biz İnsanlar romanı Cumhuriyet dönemi yazarlarının değindiği noktalara parmak basıyor yine. Doğu-Batı arasında sıkışmış bir toplum manzarasını seyrettiriyor bize. İçimizde peydahlanmış yabancı seviciler ve toplum arasındaki farkı da görüyoruz bu hikayede. Artık milliyetine Eşek dendiğinde bile ses çıkarmayacak bunu tabi bulacak bir topluma dönüştüğümüzü gösteriyor ve "Eşek Türk" hakaretine karşı duran baba Mustafa ve oğul Tahsin'i kahramanlaştırıyor yazar.
Kitabın kurgusu o zamana göre çok güzel. Günümüz ile başlayıp geri dönüyor ve nihayetinde final kısmında tekrar günümüze dönüyor. Bazı olayları Vedia'nın defterlerindeki günlüklerden vermesi normal anlatıma göre daha etkileyici.
Vedia karakteri üzerinden o zamanın modern, sosyete, kendini aydın gören, meraklı düşkünü ve yine de derinlerindeki olmamışlığın buhranını yaşayan insanları anlatmış yazar. O zaman da konuşmaların arasında yabancı kelimeler, yabancı cümleler kurmak kendini entellektüel, üst sınıfta göstermek için yapılan bir davranışmış ve bugün de aynı şekilde olan insanları görmek mümkün. O zaman revaçta Fransızca varmış şuan İngilizce. Bu cumhuriyet dönemi yazarlarını okuduğumda dikkatimi çeken bir detay şu ki o zaman Fransızların büyük etkisi altında kalmış bizim Beyaz Türkler, Jön Türkler adına ne derseniz.
Safa'nın dili güzel fakat onu değerli kılan
İncelememi yazıp gönder tuşuna bastım, ve ortadan kayboldu. :'( Bu ikinci yazım o yüzden ilki kadar özenli olamadığımı söylemek istiyorum.
Uzun süredir kitap okuyamıyordum, e-kitap okuyucumu karıştırırken bu kitaba rastladım. Hem Türkçe hem de İngilizce olarak okunmayı bekliyordu, sanırım benim için önemli bir kitap bu diye düşünüp başladım. Kitap isimlerini bir kenara not edip, daha sonra neden o kitabı okumak istediğimi hatırlamadığım oluyor. Sanıyorum bu kitabı "paranın babalık konusunda insanları nasıl etkilediği" ile ilgili olduğunu düşünerek ekledim. Okuyacağım bazı kitaplar için çok derinlemesine araştırma yaparken bazılarına da bu şekilde balıklama dalıyorum.
Dilimize çevrilen birçok kitapta olduğu gibi bu kitapta da anlatılanlar Amerika için geçerli konular, verilen fikirler oranın ekonomik yapısına göre verilmiş tavsiyeler. Ayrıca kitabın basım tarihini de düşünürsek, ekonomi ile ilgili yatırım tavsiyesi arayanlar daha güncel ve daha bölgesel bir kitap araştırmalı.
Kitabın konusuna gelirsek eğer; nasıl zengin olunur, kendi işimi mi kurmalıyım yoksa başkasının yanında mı çalışmalıyım, paranın nasıl çalıştığını bilmek zengin olmak için yeterliyse muhasebeciler veya bankalarda çalışanlar neden zengin değiller, okullarda para konusunda ne öğreniyoruz? Yazar bu tip sorulara cevap vermeye çalışmış. Biliyorum, hayaller - hayatlar işte, beklediğim içerikle pek uyuşmadığı doğru, o konuya değiniliyor ama beklediğim şekilde değil ve beklediğimden az.
Bu sorulara yanıt verirken zengin baba ve yoksul babanın ne düşündüğü, nasıl seçimler yaptığı ve kararlarını neye göre verdiklerini kısaca para ile olan ilişkilerini gözlemliyoruz. Yazara göre yoksul baba; öğretmen, doktor, mühendis, polis, hakim...vs gibi memurluk yapan veya maaşlı çalışan, yani başkası için çalışan,
Siz sanıyor musunuz ki girişilen her teşebbüs halkın refahı, memleketin ümranı içindi? Yüksek makamların aklına yeni bir hırsızlık yolu geliyordu ve bunu icra ediyorlardı, hepsi o kadar.