Kitap, seksenli yaşlarında bir anneannenin kendisinden uzakta olan genç torununa yazdığı mektuplardan oluşuyor.
Torunu, yetişme tarzı ve aralarındaki yaş farkı nedeniyle kendisiyle pek anlaşamadığı için Amerika'ya yerleşiyor ve ayrılırken birbirlerine yazmama konusunda bir anlaşma yapıyorlar. Büyükanne yüreği buruk ve bu anlaşmaya uyarak mektupları göndermeyip ölümünden sonra okuması için yazıyor torununa.
Mektupların içeriğinde, kendisinin yetiştiği aile tutumu ve bu tutumun kişiliğine olan yansımalarına bilinçli bir şekilde değiniyor. İlerleyen mektuplarında ise (okumaktan en çok keyif aldığım kısımlardı) sırlarını döküveriyor satırlara. Aşkı bulduğunu zannettiği bir adamla dünya evine giriyor. Evliliği süresince de çoğu zaman eşine olan duygularını sorgularken buluyor kendini.
Ve büyükanne; çocuğu olmadığı için, tavsiye üzerine bir gün kaplıcalara gidiyor. Orada tanıştığı bir doktorla görüşmeye başlıyor ve zamanla aralarında derin bir bağ oluşuveriyor. Bu yasak aşk, mektuplaşmalar ve kaçamak görüşmelerle sürüyor. Kadın, adamın ona olan sevgisinin (daha doğrusu aralarındaki aşkın) onu ruhen beslemenin yanında fiziksel olarak çevresindekiler tarafından fark edilir biçimde güzelleştirdiğini, ve kendini daha neşeli, genç, ve ışıltılı hissettiğini yazıyor. Kocasına olan sevgisinin bir erkek kardeşe duyulan sevgi gibi olduğunu ve daha önce aşkı hiç tatmamış olduğunu fark ederken buluyor kendini.
Çocuğu olmayan bu kadın; aşığıyla olan birlikteliğinden hamile olduğunu öğreniyor bir gün, eşine ise kendisinden hamile olduğunu söylüyor (ve eşinin bunu anlamadığını, bilmediğini zannediyor ta ki eşi ölüm döşeğine gelinceye dek.)
Aşığı ölünce yaşadığı hüznü ve depresyonu; ışıltısını, güzelliğini ve can suyunu yitirdiğini anlatırken duygularını hissettiriyor size.
Satırlar