Ağlamadığında hâlini sormayan onlarca insan, ağlıyorsun diye yanında olurdu. Bu, hayatın "acını dışarı yansıtmazsan şefkat göremezsin" deme şekli miydi?
İnsanların algısı çok kolay yönlendirilebiliyordu. Bunu en büyük kanıtı yıllarımdı.
Birkaç damla göz yaşı titreyen bir ses, hâkim olunamayan beden hareketleri, boğazdan kaçan feryatlar, sarsılarak ağlamak ve nicesi. Yas tutuyorsan bunları yapmak zorundaydın. Eğer içine atıyorsan, gözyaşını akıtmayıp ruhunu kanatıyorsan gidenin arkasından üzülmüyorsun demekti onlara göre. Bu yüzden insanları kandırmak kolaydı.
Ne için çabaladığını bilene, önündeki engeller bir basamaktan ibaretti. Yolun sonuna ulaşmak için vazgeçeceğin şeylerin, kazandığın başarının yanında esamesi okunmuyorsa, üzerine düşünmeye pek de gerek yoktu.
Bazı kayıplar sadece kayıptı.