Artık ben de bir çok insan gibi okuma sıkıntısı çekiyorum. Şiir peşinde Meral'i arayan kardeşi gibi, okudum okudum, ama her şey bıkkınlık veriyor. Bunun bir sebebi yaşlanmaya başlamak olabilir.. bir diğeri, elli senedir yaşadığım yerlerden taşınmak zorunda olmak.. bir diğeri ise, bir insanın hayal gücüyle yazdığı şeylerin beni etkilemesinden sıkılmak da olabilir. polisiye okumanın bana biraz zarar verdiği de doğru. Ancak ne olursa olsun, bütün bu hengâme, keşmekeş, her şeyin daha da kötüye gittiği ve ölmek dışında bir seçeneğin kalmadığı bir zamana doğru hızla akmanın da etkisi var. Sonuç: yine de Tabucchi okudum. Ancak hasar da var: iki öyküsünü okumadım. Doğrudan politik konuların anlatıldığı hikâyeleri bıraktım. Kitabın ortalarında bir yahudi soykırımı anması da var, hâlâ, küçük, ama var sonuçta, neredeyse bırakacaktım kitabı. Ancak iyi ki bırakmamışım.
Tabucchi'nin bir kaç kitabını severek okumuştum. Ufuk Çizgisi ve Hint Gece Müziği muazzam eserlerdi, özellikle Hint Gece Müziği. Aradıkları insanın ya da şeyin, ya da bu kitapta olduğu gibi zamanın peşine düşen Tabucchi karakterleri, aramanın kendisinin hayatın kendisi olduğunu söylüyorlar, ve bir yandan da edebiyatın ancak bu kadar iyi yazabilen bir kalemi okuduğunda tadına varılabilecek bir şey olduğunu, ve belki de onun da aramaya değer olduğunu hatırlatıyorlar. Güdükleşmiş okuma alışkanlıklarımın, " ama hepsi onun hayal gücünün bir sonucu, sonuçta ömrüm tükeniyor ne kadar zamanım kaldı" diye düşünürken ben, yine de koskoca ve ne kadar da çabuk geçirvermiş ömrümün bu yerinde, eşya kolileri, kütüphaneden arkadaşlara, tanıdıklara ayrılmış kitap sürüleri, ömrümüz beraber geçen ve artık sonsuza dek- ayrılacağımız bunca eşya- bunca hatıra, milyon adet çocukluk hatırası, onlarca kedi ölüsü, Dodi ve nicesi arasında