Öncelikle eleştirmeden geçemiyeceğim iki başlık var.
1)" İçimden gelmesine rağmen valizini taşımaya yardım etmeyi teklif etmedim. Çünkü bunu bir gencin yaşlıya yardımı değil de, Müslüman bir kadının içine yerleşmiş kölelik duygusuyla , geleneksel hizmet anlayışı olarak görmesinden çekiniyordum"
2)Türk erkekleri önceden annelerinden ve babalarindan dayak yiyerek yetisiyor.Çocuk yaşta cinsel organlarinin ucunun usturayla kesilmesiyle cinsel bir travmaya uğruyorlar.
Dünyaya açılmış bir romanın yazarı Müslüman olduğu halde eşitliği savunup, köleliğe karşı olan İslam dinini insanlara bu şekilde enjekte etmesini yanlış buldum. Aynı şekilde Sünnetimizi yerine getirdiğimiz için bir tramva yaşayacak değiliz. Yazarın sanırım bir acısı var bu konuda. Son olarak Türk ailelerini barbar gibi göstermenin mantığınıda anlayamadım.
Dipnot: Herkes farklı düşünebilir tabiki, yazarında mutlaka bir açıklaması vardır elbet ama ben bir Müslüman olarak rahatsızlığımı dile getirdim.
Kitaba gelicek olursak bilgi sahibi olmadığımız yada ana başlıklar altında bilgi sahibi olduğumuz bir çok gerçeği sert bir şekilde yüzümüze vuruyor. Meğer yazın denize gittiğimiz Şile'de, aheste aheste yürüdüğümüz istiklal caddesinde, meşhur Beyoğlu'nda... Tarih nelere şahitlik etmiş, insanlar ne acılar yaşamış. Kitabı okuduktan sonra İstanbul'a bir başka bakmaya başladım. Mükemmel bir kitap herkes okumalı.
Hikaye, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar. 1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine