îbni Sina, bilme konusunda da insana rehber niteli ğinde bir cümle söyler:Bildim ve anladım ki, hiçbir şey bilinmemiş ve hiç bir şey anlaşılmamıştır. ”Yani bilmenin bir sonu ve bir sınırı yoktur. İnsan hep öğrenme çabasında olmalı, hiçbir zaman “Tamam dır. Ben oldum...” diye düşünmemeli. “Ben artık biliyorum... Bir noktaya ulaştım...” diye düşünmek, bilginin akışını durdurmak, ilahi akışı da kesmek olacaktır.
“Dünya dediğin budur. Kenetlenmesi kırılmak ve yapılması yakılmak içindir.” diyerek faniliği hatırlatırken, özellikle zenginlik ve mal peşinde koşanlara da öğüt verir: “Malın seni aldatmasın. Eğer malını muhafaza edip saklarsan, o başkalarınındır. Ondan sarfettiğin, şenindir.”
Hayatın genişliği, uzunluğundan daha önemlidir.
îbni Sina’nın dikkat çektiği konu budur. O, hayatın genişliğinin önemli olduğunu vurgular. Eğer insan kendini kültürel ve estetik yönden zenginleştirebildiyse, düşünsel açıdan bitkisel ve hayvani bilincin üzerine çıkarabildiyse, sözgelimi “varlığı” üzerine bir kez olsun düşünebildiyse ve âlemin tümüne yayılan aşkı hissedip maşuku arayabildiyse, hiç şüphesiz onun kısa görünen yaşamı, yüz yıl yaşayandan daha verimli, daha dolu geçmiştir.
Onun düşünce yapısı içinde “sıkıntılar karşısında pes etmek ya da yıkılmak, yolun sonuna geldiğini
düşünmek değil, sabrederek çalışmaya devam etmek” vardı. Bu konuda belki de onun hayat görüşünü gayet güzel ifade eden cümleler şunlardır:
“İyiliklerin en faydalısı sadakadır. En iyi huy, herkesin eza ve cefasına katlanmak, kimseye ses çıkarmamaktır. Yapılan işlerin en kötüsü riyakârlıktır. İnsan canını dedikodu ve tartışma ve ateşli sözlerle mücadeleden ve herhangi bir hale karşı kızgınlık duymaktan çekmedikçe, çekemedikçe kir ve pastan temizlenemez.”