Sabahleyin güneş doğarsa, günün güzel geçeceği düşünülür. O zaman kendi kendime şöyle demekten kendimi alamıyorum: “Yine insanların birbirlerine zehir edecekleri güzel bir gün!”
Zaten insanların birbirlerine zehir etmedikleri hiçbir şey yok: sağlık, itibar, sevinç, dinlenme… Bunun sebebi çoğu zaman ahmaklık, düşüncesizlik ve sıkıntıdır. Ama onları dinleseniz, hepsi çok iyi niyetlidir. Bu kadar çılgınca ruhlarını öfkeye kaptırmasınlar diye neredeyse onlara yalvarasım geliyor.
Hem kendimle fazlasıyla meşgul olduğumdan, hem de iç dünyam fazlasıyla fırtınalı olduğundan, başkalarını kendi haline bırakmayı yeğliyorum, keşke onlar da benimle uğraşmasa.
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Dudaklar gülerken insan ağlayamaz mı?
Her kahkahayı bir sevinç mi sanmalı?
İnsan en çok sevdiğine kırılmaz mı?
Her yara zamanla kapanır derler,
İçten içe insan kanamaz mı?
Herkes mutlu görünür kalabalıklarda,
Yalnız kalınca yüreği ağlamaz mı?
Sevmek bazen bir ömür beklemektir,
Gelmeyeceğini bile bile…
İnsan bir umuda tutunup da
Her gece yeniden yanılmaz mı?
Giden geri dönmese de,
Anılar peşini bırakmaz ki…
Bir isim düşse gecenin içine,
İnsan sessizce sızlamaz mı?
Ağlamak için gözden yaş mı akmalı?
Bazen bir bakış, bir susuş yeter…
İnsan en derin acıları
İçinde, kimse duymadan yaşamaz mı?
Gece kasvet rüzgârları estiriyor evde
Karanlık. Çıt yok. Uyuyanların çevresinde
Dolanıp duruyor bir takım garip gölgeler.
Ben cansız bir nesne olduğumda tüm nesneler,
Biliyorum, canlı varlıklara dönüyorlar,
Uyuduğumu görüyor, duvarın gözleri var
Gri göğe bakan solgun iki pencerenin de