Şu içinde yanıp durduğun ateş, benim ateşim mi?
Bu yakıta değdi değil mi bu ateş?
Bu ateş ışık mı veriyor, ısı mı?
Yaşamın yıllarını veriyor
Hepsini mi sonsuzluğa kadar mı? Çok karışık bir ülke senin ülken.
Yaşamında, yaşamından da, yaşamındakilerden de, hatta, kendinden de daha çok önem verdiğin, değer verdiğin bir uğraşın olacak. Bu uğraşla uğraşman, sanma ki, öyle kolay, kendiliğinden olacak: yaşamındakiler hep sahip çıkmak isteyecekler senin o uğraşla uğraşmak için gereksediğin erkeye, ilgiye, çabaya- seni kendilerine isteyecekler. İşin kötüsü, sen de, bu uğraşının, eninde sonunda, yaşamının yalnızca tortusu olduğuna inandığından; asıl önemli, değerli olanın, yaşamın kendisini yaşamak olduğuna inandığından, bu ayartılara, yaşamındakilerin yaşam isteklerine, kendiliğinden kapılabileceksin-kapılacaksın.
Sadece oturup dinlediğim taktirde dünyayı, gümüş tepside çöpsüz ve üzümsüz gibi kusursuz ve bir bütün olarak verebileceğine inanıyordu. Bense sessiz oturmak istemiyordum. Çöpsüz üzüm istemiyordum. Hayatı kendi başıma, kendi tarzımla bulmak, bulacağım şey aşısız ağaçtan düşen çelimsiz elma da olsa, hayata balıklama atlamak istiyordum.